Âlimler, "Tevvâb" isminin sadece günahı silmek değil, kulu "günahı sevmez hale getirmek" (tövbeye muvaffak kılmak) manasına da dikkat çekerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın aslına rücu etmesi" olduğunu belirtir. Osmanlı irfanında, "günah batağında boğulan" mizaçlara bir kurtuluş ipi olarak sunulurdu. Ayet: "Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul eden (Tevvâb), merhametli (Rahîm) olandır." (Bakara 2/37)
et-Tevvâb — Sadreddin Konevî şerhi
et-Tevvâb et-Tevvâb, iyiliğiyle kuluna dönen demektir. et-Tevvâb, duayı vermekle, özür dilemeyi bağışlamakla, tövbeyi ise mağfiretle kabul edendir. *** Bilinmelidir ki: Hakkın kullarına rahmetinin umûmîliğinin bir yönü, kullarının günahlarını değil, tövbe ve itaatlerini kabul etmesidir. Şöyle ki: Kabul edilen şey görülen şeydir ve Hak kullarından sadece kendi katında güzel, kabul edilir, sevimli olan şeyleri görür. Bu nedenle kabul edilen iyi ameller, Hakkın divanında; buna karşın günahlar ise, meleklerin divanında bulunurlar. Çünkü Hak, temizdir ve sadece temiz şeyleri kabul edebilir. Ayrıca, her kulun iyi ahlaklardan birisine sahip olması gerekir. Bu da, kabul edilen temiz iştir ve meleklerin divanında hesabı görüldükten sonra bu güzel ahlak, Allah katında o kula şefaatçi olacaktır. Buna göre melek kulun hesap işini bitirdiği vakit, işini Allah'a yükseltir; kul Hakka dönüşünde bir şefaatçi bulur, bu şefaatçi, kulun sahip olduğu güzel ahlaktır. Çünkü, bu güzel ahlak sayesinde kul, kendi nefsinde daimî bir nimet sahibidir; bununla beraber başka bir kulda bu ahlaktan başka bir güzel ahlak ortaya çıkabilir. Çünkü et-Tevvâb, el-Kerîm'in kapı bekçisidir; el-Kerîm ise, kötülüğe iyilikle karşılık verir. Allah'ın fazlı, hiç kimsenin sınırlayamayacağı kadar geniştir ve ilâhî fazıl, sadece günahkarlar ve masiyet sahiplerinde büyür. Çünkü ihsan sahipleri bu bahiste söz konusu olmaz. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →