Gazzâlî hazretleri, Berr isminin kuldaki tecellisini "karşılık beklemeden iyilik yapmak ve herkesin hayrını istemek" olarak tarif eder. Âlimler, bu ismin "vaadinde durmak" manasına da geldiğini belirtirler. Osmanlı irfanında, "katı kalpli ve bencil" mizaçları yumuşatmak, onlara bir başkasını düşünme zevki vermek için önerilirdi. Ayet: "Şüphesiz O Berr'dir (iyiliği bol), Rahîm'dir (merhametlidir)." (Tûr 52/28)
el-Berr — Sadreddin Konevî şerhi
el-Birr, el-Muhsin Hak, muhtaç oldukları için yaratıklarına bahşettiği ihsanı, ikrâmı ve nimetleriyle el-Bir 'dir. *** Bilinmelidir ki: El-Bir, iyiliğinin/birr ve ihsanının genelliği, rahmet ve minnetinin kapsayıcılığından mümkünleri yokluk karanlığından çıkartmış, onlara varlık kisvesini giydirmiş, kevn mertebelerinin varlıklarına/a'yân sirâyet etmiştir. Şâyet bu sıfat bütün varlık mertebelerine sirâyet etmemiş olsaydı, baba oğluna koşmazdı. Yaratıkların en merhametlisi, Rahmân'a en yakın olanıdır Allah Teâlâ, iyiliğini ve rahmetini yaratıklarına karşı merhametli kullarına ulaştırır. Binaenaleyh onların yaratıklara merhamet etmesiyle de Allah onlara merhamet eder. Çünkü, onların amelleri kendilerine döner. *** İhsan da, aynı şekilde Hak ile hâzır olmaktır. Bu da, Hz. Peygamber 'in hadisine göre, iyiliğin/bir eseridir. Hz. Peygamber, bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “İhsan Allah'ı görürcesine ibâdet etmektir.” İşte bu, “huzûr”dur. Çünkü kul, kendisinin Rabbini veya Rabbinin amel işlerken onu gördüğünü gönlünde düşünürse, müşâhede nûruyla basîreti açılır. Böylece amel eden, kendi hüviyetini değil Hakkın hüviyetini görür. Kul ise, bu amelin ortaya çıktığı mahaldir. Buna göre ihsan, amellerin ruhudur. Amel, ancak huzûr ile hayat bulabilir. Sahibi kendilerine “huzûr” kisvesini giydirdiği vakit ameller süreklilik özelliği kazanırlar, bunun neticesinde de sahipleri adına sürekli bağışlanma talep ederler. Amel bir günah olsa bile, her günahkar mümin, işlediği şeyin günah olduğunu bildiği için kendinde günahın ezikliğini duyar. İlmî “huzûr”dan daha şerefli bir huzûr olabilir mi? Bu ilmî ruhun da, günahı iyiliğe çevirmesi gerekir. Kul amelinde huzûr ruhunu bulundurmazsa, bu durumda da Hak böyle yaptığı ibâdetini zayi etmez, çünkü o da yaratıklarından birisidir: Hakkın bu ibadete de ilâhî bir ruh üfleyip, onun da Hakkı tespih etmesi gerekir. Üfleme kuldan olursa, amel onun hamdini tespih eder. Böylece iki amel farklılaşır. *** Bilinmelidir ki: İhsan huzûrunun sûreti, mertebelere/mevtın, itikatlara ve mertebelerden kaynaklanan hallerin değişmesine göre farklılaşır. Buna göre her kulun bir hali vardır, her halin de bir mertebesi vardır. Kul, kendi haline göre, inancında bulduğu şeyi Hak için dile getirir; bu hale göre de, Hak itikadının sûretinde o kula tecellî eder. Hak, odur ve bunun ötesindedir. Böylece Hak, bazen bilinmez/inkâr ve bazen bilinir. Bilmeme perdesinden sadece kâmil ihsan sahibi kurtulabilir; onun müşâhedesi bütün müşâhede mertebelerine yayılmış, o, mazhâr ve mevtınlerde sürekli “huzûr” elde etmiştir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →