Âlimler, Şehîd isminin "Alîm" ve "Habîr" isimleriyle yakınlığına, ancak özellikle "hazır ve nazır olma" (gözlemleme) vurgusuna dikkat çekerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın her mertebesindeki hakikati müşahede etmek" olduğunu söyler. Ayet: "Allah, her şeye hakkıyla şahittir (Şehîd)." (Nisâ 4/166)
eş-Şehîd — Sadreddin Konevî şerhi
eş-Şehîd eş-Şehîd, kendisi hakkında “kendisinden başka ilâh olmadığına” şahit olan; yaratıkları hakkında ise, getirdikleri hayır ve şerleri gören demektir. Böylece Hak, rahmet ve mağfiret ile yaratıklarına nimetlerin kendisinden olduğunu gösterir. Şu halde O, sırları teftiş eden; haberlere ise, pek yakın olandır. *** Bilinmelidir ki: İlâhî emrin bir kısmı, kendisine hiç kimsenin isyan edemeyeceği; bir kısmı ise, karşı gelmenin mümkün olduğu kısımdır. İsyan edilemeyen ilâhî emir, herhangi bir vasıta olmaksızın mümkünün “ayn”ına yönelik yaratma hitabıdır; bu da, ona “ol” demekle gerçekleşir, böylece o da, hemen olur. Bu, muhatabın hiç bir şekilde karşı koyamayacağı ilâhî emirdir. Karşı gelinebilen ilâhî emir ise, emrin hakîkati değil, onun bir sıfatıdır. Bu, gerçekleşmesini irâde etmeksizin herhangi bir fiilin işlenmesi veya terk edilmesiyle ilgili emirdir ki, gerçekte o, ruhsuz lafzî-sûrî bir emirdir. Çünkü emrin ruhu irâdedir. Bu emirle mükellef olan insan ise, Hakkın kendisinde onu yaratmasıyla, bu emrin ortaya çıkmasının mahallidir. Hak şahitliğe “ol” der o da olu verir. Böylece şahitlik, sadece şâhidin lisanının mahallidir ki, şahit söyleyendir. Böylece şahitlik, kendisinde ortaya çıktığı şeye nispet edilmiştir; halbuki şahitliğin kendisinde ortaya çıktığı şeyin şahitlikte tekvin şeklinde herhangi bir tesiri söz konusu değildir. Şahitliğin yaratılması/tekvin, Hakka aittir. Diğer fiiller de buna göre kıyas edilmelidir. *** Muhakkik ise, eşyanın hem kendi zâtında ve hem de başkalarının zâtında Allah'ı tespih ve zikreden “a'yân” olarak tekvinini müşâhede eder. Şâyet bu fiillere “masiyet/günah” ismi verilse bile, keşif sahibi, fiili hakkında verilmiş hükümden soyut olarak müşâhede eder. Çünkü o bilir ki, masiyetin var olan bir hakîkati/ayn yoktur. Çünkü “masiyet” diye isimlendirilen şey, terktir; terk ise, herhangi bir şey ve bir “ayn” sahibi değildir, binaenaleyh o, yokluğun müsemması gibi bir şeydir. Yokluk, altında varlığa ait bir şeyin bulunmadığı bir isimdir. Çünkü burada masiyetin nedeni, yapılmamış bir emir veya yerine getirilmemiş bir yasaktır, bundan başka bir şey söz konusu değildir. Buna göre, “Namaz kılınız” denildiği vakit, kişi namaz kılmadıysa, bu durumda o sadece yok olan bir şeyi işlemiştir; bunun herhangi bir varlığı yoktur. Aynı şekilde, “yap” denilip de, kişi bunu yapmamış ise, bunun içeriği varlığı bulunmayan yok olan bir şeydir. Kulun her nefeste bir işte/şe'n olması gerekir ve bu iş, ona ait değildir. Çünkü varlığında zuhûr eden iş, Hakkın hüviyetidir. “O her gün bir iştedir.” Böylece bu şe'nler zuhûr etmiştir ki, bizim varlıklarımız/a'yân da bu şe'nlerdendir. “Allah, yaptıklarınızı görendir.”[85] ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →