Gazzâlî hazretleri, Hakk isminin "kendi zatı ile kaim olan ve yokluğu imkansız olan" manasına vurgu yapar. Âlimler, kulun bu isimden nasibinin "doğruluktan ayrılmamak" olduğunu belirtirler. Osmanlı irfanında, "şüpheci ve vesveseli" mizaçları hakikate sabitlemek için önerilirdi. Ayet: "İşte bu, Allah’ın Hakk olmasındandır." (Hac 22/62)
el-Hakk — Sadreddin Konevî şerhi
el-Hak el-Hak, mevcut demektir; el-Hak, önünden veya ardından bâtılın kendisine gelemediği elVücûd'dur. Çünkü o, yokluktan meydana gelmemiş vücûd'dur; ayrıca kendisinden sonra da yokluk gelemez. O, herhangi bir illet olmaksızın hakları vâcip kılandır ve kendilerinden uzaklaşmaksızın her şeyden uzaktır. *** Bilinmelidir ki: Hakkın kalbinden körlük perdesini kaldırıp, sûretlerde başkalaşmasının hakîkatini ve onlarda halden hale girmesini müşâhede eden kimse, şunu öğrenir ki: Âlem, her nefeste geceyi ve gündüzü değiştiren Hakkın şe'nleri nedeniyle bir “başkalaşma” ve “değişme” halindedir. Buna göre, Hakkın şe'nleri başkalaştığı ve işleri değiştiği için her şey başkalaşır. “Hakkın dışında delâletten başka ne vardır ki.”[86] Âyette zikredilen delâlet, hayret anlamındadır. Haktan başka halkın dışında hiçbir şey yoktur; onların varlıklarıyla da hayret ortaya çıkmıştır; çünkü o, hükümler başkalaştığı için “halk” diye isimlendirilmiştir. Ona varlığının vâcipliği açısından bakarsan, “Haktır” dersin; buna karşın, imkânı açısından bakılırsa, “halktır” denilir. Seyri sülûk eden saliğin hali de böyledir. O da, bazen “Ben benim, O da O'dur” der, bazen ise, “Ben O'yum, O da ben'dir”, bazen ise “Ben de değilim O da değil” der. Bu, saliğin “Attığında sen atmadın, fakat Allah attı”[87] âyetinin anlamını keşf ettiğinde böyledir. Böylece Allah âyette önce nefy, sonra ispat etmiştir. Bu ise, hayretin sebeplerinden birisidir. Hak, tek başına varlığı vâcip olmakla, Hakkı bâtıl üzerine salar ve onu yok eder; bir de bakarsın ki bâtıl eriyip gitmiştir. *** Bunlar, Hakkın ezelî ve ebedî olarak her gün kendisinde bulunduğu şe'nlerdir. Ya hayalde veya histe varlığa ait bir hakîkati/ayn olan şeyler yok olabilir. Yok olan ve sûreti ortadan kalkan her hangi bir şey, asla geri dönemez, çünkü geri dönmek, tekrardır ve Hakkın tecellîlerinin bir nihâyeti olmadığı için varlığın a'yân'ının tekrarı da söz konusu olamaz. Hak ise, yok edip, zâhir varlık sınırından kaldırdığı şeyin yerine başka bir sûret yerleştirir. Buna göre, bâtıl bir sûret, gerçek bir sûretin gelmesiyle ortadan kalkabilir. Binaenaleyh sûret, gelişi açısından “hak”, yok oluşu açısından ise, “bâtıl”dır. Buna göre sûret, yok eden ve edilendir. Bu sırrın ortaya çıkması halinde, birisi “Ene'l-Hak” diyebilmiştir. Çünkü veli, sadece hal lisanıyla konuşabilir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →