Gazzâlî hazretleri, Bâ'is isminin tecellisini "insanın başkalarını da doğru yola, hayra ve uyanışa davet etmesi" olarak tarif eder. Âlimler, bu ismin sadece fiziksel diriliş değil, manevi uyanış (ba'sü ba'de’l-mevt) olduğunu belirtirler. Ayet: "Şüphesiz Allah, kabirlerde olanları diriltecektir (yeb'as)." (Hac 22/7)
el-Bâ'is — Sadreddin Konevî şerhi
el-Bâis el-Bâis, genel anlamıyla, mümkünleri yokluktan varlığa; varlıktan uyku ve uyanıklık halinde berzâha; berzâhtan haşre gönderen demektir. el-Bâis, özel anlamda ise, ümmetlere peygamberler gönderen kimse demektir. *** Bilinmelidir ki: Allah Teâlâ, mümkünleri yokluktan varlığa gönderdiği vakit, yaratılış aslının gerektirdiği izâfetin şerefi nedeniyle insan türünü yeryüzündeki halifesi yapmıştır. Söz konusu bu izâfet, Hakkın insana ruh üflemesi ve insanların beden memleketlerinin idarecileri; zâhiri ve bâtını organlarının ve kuvvetlerinin reayası üzerinde hüküm sahibi olmalarıdır. Böylece Allah, nefisleri melikler yapmış ve onlara âlemlerden hiç kimseye verilmemiş şeyleri vermiştir. Hiç kimseye verilmemiş olan şey, organlarının kendilerine itaat etmesini Allah'ın hüküm olarak koymasıdır. Çünkü nefislerin emir verme zamanları, organlarının bu emirleri yerine getirme zamanıdır. Sonra, insanların bâtınlarına fikir elçilerini gönderdiği gibi, zâhirlerine de âyetlerini okuyan bir takım elçiler göndermiştir. *** Risâlet, reaya arasında değil, melikler arasında olabilir. Buna göre cisimlere üflenmiş ruhlar, mukaddes bir asıldan olup, temizlik ve nezihlikle nitelenmiş olsalar bile, kir tatlı suya acılık ve sertlik vb. kazandırdığı gibi, cisimlerin kiri onlara tesir eder. Ruh da esasta temizdir; ruhun bulunduğu mahal temiz ise, ruhun temizliği artar; mahal pis ise, mizacının tesiriyle ruhu başkalaştırır. Yaratıkların en temizleri, resul ve velîlerdir, çünkü onlar, temizliklerini artırır dururlar. Bununla beraber resul ve velilerin mertebeleri ise, bu konuda farklılaşır. Aynı şekilde, ruhları kirlenmiş ve (: madde ile) karışmış insanların mertebeleri de farklı farklıdır. Buna göre, onlardan bir kısmı mahallinin pisliğinden dolayı “niza” izhâr eder; bir kısmı, niza etmez, böylece peygamberlerinin kendilerine gönderilmeleri, kendilerine bir “rahmet” olur. Fakat, fikir elçilerinin tasarruf edecekleri takdir edilmiş olduğu için, her düşünce sahibi kendi düşüncesini doğru bulur ve kendisine göre 'Allah, şu hükme sahip olan kimsedir ' diye kesin bir fikri benimser. Bu kimse bilmez ki, gerçekte bu hüküm, kendisinin meydana getirdiği bir şeydir. Şu halde akılcı, sadece tasavvurunun nefsinde yarattığı şeye ibâdet etmiştir, bu tasavvur da, itikat diye isimlendirilir. *** Hak (cc.), hüküm verendir, hükme konu olan değildir; O'nun mukaddes zâtının hakîkati akıl tarafından zabt altına alınamaz, aksine işin başında da sonunda emir, O'na aittir. Herhangi bir itiraza maruz kalmaktan korunmuş başarıya ulaşan kimsenin fikrinin itikat ettiği şey, Hakkın peygamberlerinin getirdikleridir. Hak (cc.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →