Âlimler, rızkın iki türlü olduğunu belirtir: Bedenin rızkı gıdalar, ruhun rızkı ise marifetullahtır. İbrahim Hakkı hazretleri, bu zikrin "hırslı ve doyumsuz" mizaçları terbiye edip, kalbe bir "kifayet" (yeterlilik) duygusu vereceğini söyler. Ayet: "Şüphesiz Allah, Rezzâk olandır, güç ve kuvvet sahibidir." (Zâriyât 51/58)
er-Rezzâk — Sadreddin Konevî şerhi
er-Rezzâk er-Rezzâk, maden, bitki, hayvan ve insan gibi gıdalanan herkesi rızıklandıran ve onlara rızık veren demektir. er-Rezzâk'ın yaratıklarını rızıklandırmasında, onların imân veya küfür bulunmamaları mühim değildir. içinde bulunup Rızık, Allah Teâlâ'nın bedenleri ayakta tutmak için yarattığı şeydir denilmiştir. Başka bir görüşe göre rızık, yararlanılan şey demektir. Buna göre rızık, Hakkın tevfikiyle Ebrâr 'ın nefislerini besleyen; Hakkı tevhit etmekle de Ahyâr 'ın kalblerini cilalandıran; ağnıyayı (: Allah'tan başkasına muhtaç olmayan zenginler), rızıklandırmanın varlığıyla özel kılan; fakirleri (: sadece Allah'a muhtaç olanlar) ise, er-Rezzâk'ı müşâhede ile şereflendiren şeydir. Binaenaleyh, er-Rezzâk'ı müşâhede etmekle nimete ulaşan kimseyi, kaybettiği rızıklar zarar veremez. *** Bilinmelidir ki: Rızık, iki türlüdür: Sûrî ve mânevî rızık. Sûrî rızık, cisimlerin ayakta durmasını temin eden rızıklardır. Mânevî rızık ise, ruhların ayakta durmasını sağlayan rızıklardır. Birinci kısımdaki rızık, kesif ve süflî; ikinci kısımdakiler ise, latîf ve ulvîdir. Allah Teâlâ, ulvî rızıklar hakkında şöyle buyurmuştur: “Gökte rızkınız ve sizlere vaat edilen şeyler vardır.”[50] Süflî rızık hakkında ise, şöyle buyurmuştur: “Onların yiyeceklerini takdir etmiş, oraya herkes için rızık yaratmıştır.”[51] Böylelikle Allah, bütün yaratıkların sûret ve mânâ olarak muhtaç olduklarını, buna karşın sadece Kendisinin müstağni olduğunu ortaya koymuştur. *** Rızkın her iki kısmının da bir takım dereceleri vardır. Mânevî rızıkların arasında rızıkların en üstünü ve ulvîsi, Vücûd-ı Hakkın kendisiyle zuhûr ettiği rızıktır; bu Vücûd, mümkünlerin sûretlerine sirâyet etmiş, var olan şeylerin mazhârlarında zuhûr etmiştir. *** Bu mertebenin hakîkatleriyle tahakkuk eden muhakkikin alâmeti, nazarını tekil veya çoğul varlıkların kâbiliyetlerine yöneltmesidir. Ayrıca her yaratılmışın kendi mertebesinde elde etmiş olduğu veya istidadının gerektirdiği rızık diye isimlendirilen mânevî veya sûrî rızka da nazarını yöneltmiş olması gerekir. Binaenaleyh rızıkların özellikleri ve eserlerinin neticeleri, rızıklananların kâbiliyetlerinin farklılığına ve mizaçlarının çeşitlenmesine göre değişir. *** Nice rızıklar vardır ki, bazı yaratıkların yaşamasına, bazılarının ölmesine neden olur. Buna örnek olarak, deniz canlılarını verebiliriz; deniz hayvanları, su rızkıyla yaşarlar, buna karşın sudan ayrılarak hava nedeniyle hayatlarını kaybederler. Aynı şey, kara hayvanları için söz konusudur. Kara hayvanları, hava ile yaşarlar, suda ise hava bulunmadığı için hayatlarını kaybederler. Bununla beraber, havada su bulunur, suda da hava bulunur, fakat hüküm baskın olana aittir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →