Gazzâlî hazretleri, Vehhâb isminin kuldaki tecellisini "kendi sahip olduğu ilim ve imkanı, hiçbir karşılık beklemeksizin muhtaçlara sunmak" olarak tarif eder. Âlimler, bu ismin "hibe" kökünden gelmesine vurgu yaparak, Allah’ın mülkünden dilediğini dilediğine verdiğini hatırlatırlar. Ayet: "Şüphesiz Sen, Vehhâb’sın (karşılıksız verensin)." (Âl-i İmrân 3/8)
el-Vehhâb — Sadreddin Konevî şerhi
el-Vehhâb el-Vehhâb, el-Vâhib ism-i failinin mübalağa kipidir. Anlamı, bir bedel olmaksızın veren demektir; o, verdiğinin karşılığında, teşekkür veya karşılık beklemez. Hak, iyiye ve kötüye herhangi bir beklentisi olmazsızın, karşılıksız verendir. Hakkın keremi, kendisine isyan edilmesiyle eksilmez; günah nedeniyle ikrâmı kesintiye uğramaz. Binaenaleyh bu isimin eserleriyle tahakkuk eden kimse, Haktan başkasına ümit bağlamaz; bunun hükümleriyle bezenen kimse, sıkıntılarda sadece Hakka dua eder; tevekkül eden sadece Hakka tevekkül eder; muhtaç, ihtiyaçlarını sadece Hakka arz eder. *** Bilinmelidir ki: İkrâmlar, iki türlüdür: Birincisi, nimetlendirme tarzındaki ikrâmlardır. Bu nimetlendirmenin karşılığında nimeti veren zikredilmek veya şükür vb. gibi herhangi bir karşılık beklemez. Bu anlamda veren, el-Vâhib'tir. İkinci tür ise, kendisine şükür ve karşılık talebinin de bitiştiği ikrâmdır. Bu, talep edilen şeyin gerçekleşip gerçekleşmeyişine göre, artabilen ve eksilebilen ticaret ikrâmıdır. Bu mertebeden yardım isteyen kimse, kendisine karşılık olarak değil sadece nimetlendirme niyetiyle fayda verecek kimse uğruna malî hibeleriyle ve bedenî hareketleriyle bütün arazlarından soyutlanır. Bununla birlikte Hak, ona ikrâmda bulunursa, ecrini zayi etmez. Bu ikrâm, kula değil, Allah'a aittir. Aynı şey, ibâdet yapan için söz konusudur. Şâyet bu insanın gayesi ve niyeti, ibâdetinin zuhûruyla ruhânî bir sûret meydana getirmek ise, bu mertebenin ehline katılmalıdır; söz konusu ruhânî sûret, Allah'ı tespih eder ve melekût fezâsını Allah'ı tespih edenlerin artmasıyla süsler. Şâyet insan, başka bir niyet taşımış olsa, bu mertebeden bir payı olamaz. Bu bağlamda, tahkik sâhibi, fiil ve amellerine kâmil-ruhânî sûretler verir, nitekim Hak da tahkik sâhibine sûret verir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →