Gazzâlî hazretleri, Raûf isminin "Rahîm" isminden daha ileri bir şefkat mertebesi olduğunu söyler. Âlimler, bu ismin tecellisine mazhar olan kulun "her canlıya karşı derin bir acıma ve yardım etme duygusu" taşıyacağını belirtirler. Osmanlı irfanında, "sert ve merhametsiz" mizaçları terbiye etmek için bir nur olarak sunulurdu. Ayet: "Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli (Raûf), çok merhametlidir (Rahîm)." (Bakara 2/143)
er-Raûf — Sadreddin Konevî şerhi
er-Raûf er-Raûf, re'fet kelimesinden türetilmiştir ki, re'fet, bir çeşit şefkat demektir. er-Raûf, tövbeyle günahkarlara, korumakla kendisine yaklaşanlara şefkatlidir. Kalplerden ortaya çıkan re'fet, cezbeye benzer. *** Cezbe, re'fet ve rifa', bir gediği kapatıp, ıslah etmek demektir. Buna göre Hakkın re'feti, kullarına rahmetini bahşetmesidir. Bu rahmet, baştaki ve sondaki rahmettir, nitekim Fatiha Sûresinde şu âyet ile Hak buna işâret etmiştir: “Rahmân ve Rahîm Allah'ın adı ile:” Bu, her şeyden önce gelen yaratma rahmetine işâret eder. “Âlemlerin Rabbıdır, Rahmân ve rahîmdir” âyeti ise, nihaî rahmete işâret eder. Böylelikle içlerinde mütekâbil isimlerin hükümlerinin de bulunduğu âlemin bütün işleri, iki rahmetin ihâtası arasında bulunmaktadır. Binaenaleyh, isimler hükümlerini ve mazhârlardaki saltanatlarını bitirdiklerinde, iş kuşatıcı rahmete varır. *** Bu ismin hükmü de seçkinlerde geçerlidir. Bu nedenle Hak, peygamberini “müminlere karşı raûf”[109] diye nitelemiştir. Burada peygamberin kendilerine karşı “raûf” olduğu insanları “imân” ile sınırlaması, bu rahmetin müminlere mahsus bir rahmet olduğunu gösterir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →