Âlimler, bu ismin "mülk" ve "melekût" (görünen ve görünmeyen alemler) üzerindeki mutlak hakimiyeti temsil ettiğini söylerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın her an yeniden İlahi iradeyle mülkiyet altına alınması" olduğunu belirtir. Osmanlı devlet ricali, bu ismi bir vakar ve sorumluluk hatırlatıcısı olarak kullanırlardı. Ayet: "De ki: Mülkün sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin..." (Âl-i İmrân 3/26)
Mâlikü'l-Mülk — Sadreddin Konevî şerhi
el-Melik el-Melik, ibâdet edenlerin kalplerine sahip olup, onları egemenliği altına alan; âriflerin kalplerine sahip olan ve onları yakan kimsedir. El-Melik, göklerin ve yerin mülk ve melekûtünün nispet edildiği kimsedir. Mülk, ez-Zâhir ismine; melekût ise, el-Bâtın ismine mahsustur. Ez-Zâhir ve el-Bâtın isimleri, el-Melik isminin iki veziridir. Buna göre, tasarrufunun şehâdet âlemine nüfuz etmesi itibariyle Hak Melikü'l-mülk; gayb âlemine nüfuz etmesi itibariyle de, Mâlikü'l-melekût'tür. Çünkü O, din gününün mâlikidir. Din günü, her nerede olursa olsun, cezanın olduğu yerdir; ceza ise, amelin bâtınıdır. Mutlak anlamda tasarruf sahibi olması itibariyle de Hak, el-Melik'tir. Nitekim sahih bir duada şöyle denilmiştir: “Ey her şeyin Rabbi ve Meliki olan!” Böylelikle iki sıfat, Hakka ait rütbenin varlığından yansımış, halk mertebesinin kâbiliyetlerinin aynasına sirâyet etmiştir. Bu iki sıfâtın eserleri ve hükümlerinin neticeleri, mutabaat yoluyla ve emirlere uymakla zuhûr etmişlerdir. Binaenaleyh, emirlerin tasarruflarının zâhir ve bâtınını kapsadığı kimse, mümindir; tasarrufun sadece zâhirinde gözüktüğü kimse, “münafık” diye isimlendirilir; tasarrufu sadece bâtınıyla kabul eden kimsenin ise, “günahkar” olduğu söylenmiştir. *** Allah, bu iki sıfatı idrâk etmesi için, insanda iki göz yaratmıştır. Bunlardan birisi baş gözü, diğeri ise, kalb gözüdür. Hak, kendisine ise, çoğul lafzıyla çokluğa delâlet eden “gözler” izâfe etmiştir. Bu durum, el-Basîr isminin hükümlerinin kevnin varlıklarının bütün cüzlerine sirâyetine işâret eder. Böylelikle, varlıkların tasarruflarının Hak ile kaim oluşu ve rükn-i şedid'e bağlı oluşları ortaya çıkar; rükn-i şedid[34], gerçek tasarruf sahibidir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →