Âlimler, Nâfi‘ isminin "hayrı yaratan" (hâliku’l-hayr) manasına vurgu yaparlar. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın sürekliliği için gerekli olan her türlü destek" olduğunu belirtir. Osmanlı mizaç hekimleri, "kendini işe yaramaz ve mutsuz hisseden" tabiatlara bir yaşama sevinci aşısı olarak sunulurdu. Ayet: "Fayda veren de zarar veren de Allah’tır." (bkz. Mâide 5/76)
en-Nâfi' — Sadreddin Konevî şerhi
en-Nâfi', gayeye uygun şey ile fayda verendir. O, dilediği kimseye dilediği şey ile ihsanından fayda vericidir. *** Bilinmelidir ki: Bu ismin hükmünün zuhûru, bazen sadece maksada uygun olmayan şeyin izale edilmesiyle gerçekleşebilir; bazen ise, talep sahibinin gayesine ulaşmasıyla gerçekleşir; bazen ise her ikisiyle birlikte olabilir. Bu ismin hükmünün eserlerinin büyük kısmı, tabi olanlarda zuhûr eder; bu, ilâhî ikrâmı peygamberlerin elinden kabul etmektir. Çünkü ikrâm, ya peygamberlerin vasıtasıyla gelir veya doğrudan olur. Buna göre bu türde olan birinci ikrâm sahih bir mizâna muhtaç olan bir tehlike üzerinde bulunur, bu da, Hakkın peygamberlerin lisanı üzere ortaya koyduğu şeriattır. Hakkın, herkesin farkında olmadığı, kulları hakkında bir takım hileleri vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onlara bir tuzak kurduk, halbuki onlar bunun farkında değillerdi. Allah'ın tuzağından sadece hüsrana uğramış bir gurup emin olabilir.”[114] Peygamberlerin “hile” özellikleri yoktur, çünkü onlar, açıklayıcı ve sââdet yoluna yönlendirici olarak gönderilmişlerdir. Şu halde, rütbeleri sınırlı olmakla birlikte mutlak anlamda kabul peygamberlere; mutlaklığıyla birlikte sınırlı kabul ise Hakka aittir. Böylece mutlaklık ve sınırlılık, iki tarafta umûmî olmuştur. Peygamberlerden almak, kula en faydalı ve en çok sââdet meydana getiren şeydir. Binaenaleyh peygamberler, bu ismin mazhârlarıdır. *** Bilinmelidir ki: Bu ismin hükmünün konusu, sadece madûm olabilir, çünkü fayda, sadece gayenin meydana gelmesinden ibarettir. Gayenin konusu ise, bazen sevilmeyen bir şeyin ortadan kaldırdığı bir durum olabilir; buna göre bu durumda gayenin konusu, o şeyi yokluğa katmak için sevilmeyen şeyi yok etmek olur. Bazen de gaye, istenilen bir şeyin gerçekleşmesiyle ilgili olabilir. Bu durumda gaye, kendisini varlığa katmak için –ki bu o şeyin gerçekleşmesi demektiro şeyin meydana gelmesiyle ilgili olur. Çünkü bu durumda irâde edilen şey, madûmdur ve adem ise şerdir; şer, zararın ta kendisidir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →