Konevî, Kahhâr ismini "kesretin (çokluğun) vahdet (teklik) karşısında ezilmesi" olarak şerh eder. Âlimler, bu ismin tecellisinin "nefsi öldürmek" (isteklerini terbiye etmek) olduğunu söylerler. Osmanlı mizaç sisteminde bu isim, "azgın ve hırslı" tabiatları terbiye etmek için önerilirdi. Ayet: "O Vâhid'dir, Kahhâr'dır." (Yûsuf 12/39)
el-Kahhâr — Sadreddin Konevî şerhi
er-Rızâ Kelimenin kökü, rada/yerdu/eğitti, evcilleştirdi kelimesidir. Riyâzet kelimesi de bundan gelmektedir. Hayvan serkeş davrandığında, itaat etmesi için Rut-tu ed-dabbe/hayvanı uysallaştırdım denilir. Nefisler de böyledir. Şâyet ilâhî hakîkatleri görmekten engelleyen serkeşlikleri olmasaydı, sahipleri riyâzet ile onları terbiye etmezlerdi. Nefisler, riyâzet ile terbiye edilmiş olarak yaratılmış olsalardı, onların yorulmasında herhangi bir fayda olmazdı, çünkü bu durumda nefisler, eğitilmiş ve eğitici olurlardı. Şâyet nefisler, eğitilmiş halde yaratılmış olsalardı, artık onları zorlamakla nefislere zulüm yapılmış, iş bulunması gereken yerden başka bir yere konulmuş olurdu. Böyle bir insan, ilâhî hikmetle çekişmiş demektir. *** Rızânın konusu belirgin olabileceği gibi, böyle olmayabilir de. Şâyet rızânın konusu belirli bir şey ise, bu durumda rızâ sahibi bunun neticelerini görmek için keşif mizânına muhtaçtır. Buna göre, netice ilâhî kahrın dünya ve âhiretteki eserleri ise, onun hükmü, sabırdır, nitekim daha önce bunu belirtmiştik. Niza, ilâhî kahrın mazhârıdır; kahır, tartışmanın zuhûr etmesiyle ortaya çıkar, gizlenmesiyle de gizlenir. Buna göre, çokça niza eden kimse, mânâ ehline göre “Abdülkahhar” diye isimlendirilir; şâyet bu kişinin nizası azalsa, bu durumda “Abdülkâhir” diye isimlendirilir. Niza yapmayan ve bundan bütünüyle uzak duran kimse, kurtuluşa ve emniyete kavuşan kimselerdendir: “Onlara hiçbir korku ve hüzün yoktur.”[49] Çünkü el-Kâhir, sadece niza edeni kahreder. Ârifin nizası ise, Haktan gafil olmasıdır. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →