Âlimler, Müzill isminin "Allah’tan başkasına muhtaç hale gelmek" manasına da işaret ettiğini söylerler. Konevî, bu ismin tecellisinin "kendini yeterli görenlerin (müstağni olanların) hüsranı" olduğunu belirtir. Osmanlı mizaç hekimleri, "dikbaşlı ve inatçı" tabiatları kırmak için bu ismin azametini tefekkür ettirirlerdi. Ayet: "Dilediğini de zillete düşürürsün (tuzillu)." (Âl-i İmrân 3/26)
el-Müzill — Sadreddin Konevî şerhi
el-Müzill el-Müzil, bekâ diyarının nimetlerinden yüz çevirip, fenâ diyarının metaına tamah etmeleri nedeniyle, zorbaların boyunlarını zelil kılan demektir. Hak, izzetlerinin âhirette kemâle erdirilmesi için, bazı müminleri de zelil yapar, böylece, zilletin miras kaldığı kimseler dünya hayatında zelil olurlar. *** Bilinmelidir ki: Allah Teâlâ, mümkünleri bu ismin hükümlerinin eserlerinden yaratmış, bu ismin saltanat mahallinde durdurmuştur. Buna göre zillet, ebedî olarak, mümkünün varlığında başkasına muhtaçlığını hissetmesidir. Bununla beraber, Allah Teâlâ Hz. Âdem'i yaratmış ve ona iki isimden pay vermiş, sahip olduğu kuşatıcılık özelliğiyle de iki sıfatı birleştirmiştir. Hakkın Âdem'i azîz kılması, onun kuşatıcı sûretine göre yaratılmış olması, meleklerin kendisine secde etmesi, isimlerin ilminin onda zuhûr etmesi, Hak tarafından seçilme ve hidâyete ulaştırılma meziyetiyle şereflendirilmesidir. İnsanın zelil kılınması ise, Âdem'in kendisine karşı zulüm yaptığını ve zelil olduğunu itiraf etmesidir. Hz. Âdem şöyle demiştir. “Ey Rabbimiz! Biz kendi nefislerimize zulmettik. Şayet sen bizlere mağfiret ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olacağız.”[58] *** Böylelikle bu iki sıfâtın eserleri Hz. Âdem'in evlatlarına da sirâyet etmiştir. Âdem'in evlatlarından bazıları zelillik sûretiyle zuhûr etmiş; yaratılışının gerektirdiği tarzda muhtaçlık ve zilleti şiar edinmiştir. Bunun neticesinde bu insanlar, zillet hükümlerinin altında kalmaktan hoşnut olmuş, felaha ve sââdete ulaşmışlardır. Bazı insanlar ise, gururlanmış, kendisi gibi insanlara karşı sahip olmadığı şeyle böbürlenmiş, bu gururlanma da, kendisine zilleti miras bırakmıştır. Şayet bu insan böbürlenmesinin nedeni olarak meleklerin babasına secde etmesini kabul ediyorsa, kendisinin cansız bir eve (: Ka'be) secde etmekle memur olduğunu hatırlamalıdır; gururlanmasının nedeni ilim ise, insanın ancak meleğin öğretmesi ve yardımıyla sââdet elde edebildiğini hatırlamalıdır. Buna göre melek, insanın öğretmeni, insan türünün en hayırlısı olan büyüklerin bile öğretmenidir. İnsan türünün en hayırlısı olan büyükler, peygamberlerdir. Binaenaleyh insanın yapması gereken şey, sadece zelilliğini ve muhtaçlığını izhâr etmektir, zâten insanın mümkün yaratılışı ve kulluk makâmının özelliği bunu gerektirir. *** Bilinmelidir ki. Ehl-i keşf ve tahkîke göre şu husus kesindir: Varlıktaki her bir hükmün istinat ettiği ilâhî bir dayanağı vardır. Bu dayanakların bazısı, isimlendirilir, bazısı bilinir ve bazısı söylenmez, bunun yerine -edebenhakkında sükût edilir. Buna göre, zillet ve muhtaçlık, bu gibi ilâhî hakîkatlerden birisine istinat etmektedir: (: Hak) Ebu Yezid el-Bestâmî'ye şöyle hitap etmiştir: “Bana ait olmayan bir şey ile bana yaklaş.” Bunlar, zillet ve muhtaçlıktır.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →