el-Mu'izz ismi, «İzzet veren» manasıyla kelâm ve tasavvuf geleneğinde Allah\'ın sıfatlarından biri olarak zikredilir. İbnü\'l-Arabî hattında isim, tefekkür kapısıdır; Sadreddin Konevî ise isimleri vahdet-i vücûd perspektifinden şerh eder. Ebced okuması bu ismin sırrını iddia etmez; edep ve zikir esastır.
el-Mu'izz — Sadreddin Konevî şerhi
el-Muiz el-Muiz, kanaat, yakîn ve fâni diyarın metaına karşı züht ile dilediklerine izzet verendir. El-Muiz'i bilen kimse, O'na hizmet ile kendisini, mârifet ile kalbini ve müşâhede etmekle de gözünü azîz kılmıştır. *** Bilinmelidir ki: Bu ismin eserlerinden birisi, azîzlik hükmünün âleme sirâyet etmesidir. Bununla beraber bu hal, bazı durumlarda övülen, bazı yerlerde ise kötülenen bir şeydir. Azîzlik, kulun Hakkın sûreti ile zuhûr etmesidir. Bu sûret, bir mutluluk meydana getirebileceği gibi, mutsuzluk da meydana getirebilir. Övülen izzet ile gururlanan kimse, bu gururlanmasıyla mutlu olan kimsedir. Bu kimse, tahkik sahibi, kâmil ve Hakkın hilafetteki özelliğinin kendisiyle kâim olduğu kuldur. Binaenaleyh bu kul, güzel huylar ve de hakîkatleri, çeşitli bilgileri, Allah'a dair ilimleri idrâk etmek ve bütün bunlara vakıf olmakla Hakkın azîz kıldığı kimsedir. Böylece o, bunları en güzel şekilde Hakkın kullarına açıklayıp, kendilerini cehalet ve (: Hakka) muhalefet karanlıklarından çıkartır; onlardan kibirlenmeden kaynaklanan didişmeleri ve isyanları giderir. Böylece onlar, Hakkın izzet ve yüceliği altında zelilleşirler, O'nun emir ve yasaklarına kulak verirler. Bu gibi bir kula el-Muiz isminden ve bu ismin payından övülen bir pay isabet eder. Çünkü o, Allah'ın kullarının kalplerini Hakkın katına yaraşmayan şeylerin onlarda yerleşmesinden sakındırır. Binaenaleyh bu özellikteki bir kul, Hak adına izzetlidir, Hak sayesinde azîzdir. *** Zemmedilen gururlanmanın sahibi ise, perdelenmiş kimsedir. Bu gibi insanlara örnek olarak, Firavun ve benzerleri gibi, Melik ve riyaset ve egemenliğiyle gururlanan hükümdar zorbaları verebiliriz. Kendisi gibi bir insana karşı haksız ve zalimâne bir şekilde gururlanan kimse, amelleriyle hüsrana uğrayan insanlara katılır. Gerek insanların kendi nefislerinde, gerekse halk indinde ve gerekse Allah indinde bu gibi insanlardan daha zelil hiç kimse yoktur. Halklık mertebesinde gururlanmanın en büyüğü, kulun bir ilâhî vasfın kendisiyle kâim olmasını engellemesidir; şâyet böyle bir vasıf, kul ile kâim olmuş olsaydı, mutlak kulluk makâmının hakkını vermiş olurdu. Çünkü sıfatlar iki kısımdır: Bunların bir kısmı, sınırlıdır ki bunlar, esmâ-i hüsnadır; ikinci kısım ise, sınırsız sıfatlardır. Esmâ-i hüsna, asalet yoluyla Hakka aittir; kul ise, bazen beşeriyet süflîliğinden (: Hakka) yakınlık makâmına yükselişinde bu sıfatlarla vasıflanabilir. Kul, beşerîliğinden nefsini arındırma, iyi huylarla bezenme ve nafile ibadetlere devam etmekle yakınlık makâmına yükselir. Bunun neticesinde Hak, bu kulun işiten kulağı, gören gözü vs. olur, nitekim bu durum kutsî bir hadiste dile getirilmiştir. Esmâ-i hüsna kısmına girmeyen sıfatlar ise, sonsuzdur. Bunların hepsi, asalet yoluyla kula aittir, Hak da bazen bu sıfatlarla vasıflanır.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →