Gazzâlî hazretleri, Müteâlî isminin "Aliyy" ismindeki yüceliğin "en kâmil ve sarsılmaz hali" olduğunu belirtir. Âlimler, bu ismin kulda "süfli (alçak) arzulardan tamamen kopup kalbi yüceltmek" olarak tecelli etmesi gerektiğini söylerler. Osmanlı irfanında, "kendini çok büyük gören" kibirli tabiatları dizginlemek için önerilirdi. Ayet: "Büyük olan (Kebîr), yüce olan (Müteâl) O'dur." (Ra'd 13/9)
el-Müteâlî — Sadreddin Konevî şerhi
el-Vâli, el-Müteâlî el-Vâli, hüküm veren demektir. O, hüküm verir, hükmünde adil olur ve ikrâm eder; böylece ihsanda bulunur, dilediğini ihsanıyla öne geçirir, dilediğini adaletiyle geri bırakır. El-Müteâli, yeryüzünde büyüklenmek isteyenlere ve sahip olmadığı şeyi iddia edenlere karşı üstün olan demektir. Buna göre, el-Aliyy ismine karşı el-Müteâli, el-Kebir 'e karşı el-Mütekebbir gibidir. *** Bilinmelidir ki: Vâli, hüküm veren ve vâliliğe atanmış imamdır. Bu görevin sınırsız mertebeleri vardır. Buna göre bunun en üstünü, imâmet-i kübra/büyük imamlık ve velâyet-i uzmâ'dır/büyük velîlik. Bu, her şeyin idaresinin/melekût elinde bulunduğu kimsenin rütbesidir. Bunun en düşük mertebesi ise, kulun kendi organlarına ve melekelerine vâli olmasıdır. Bu iki derece arasında sınırsız dereceler bulunmaktadır. Buna göre her vâlinin mülkü, halinin gereğine göre, genişler veya daralır. Vâlilik ve emirlikte başarılı sait kişi, nefesleriyle birlikte, (: beden) memleketinin hallerini murakabe edip, Hakkın kendisini idareci yaptığı şeyin kadrini bilen ve reayasının haklarını adalet ve ihsan ile yerine getirmek için gayret gösteren kimse demektir. Şâyet lezzetlerden faydalanmak ve arzulara ulaşmak kendisini meşgul ederse, hiç kuşkusuz ki bu fiiliyle kendisini azletmiştir, Hak da onu vâlilik ve seyitlik mertebesinin hayrından mahrum bırakır, böylece başarısızlığa, hüsrana, azaba ve hiçbir fayda vermeyen pişmanlığa duçar eder. *** Hiçbir insan yoktur ki, bir açıdan memlukluk, bir açıdan ise mâliklik yönüne sahip olmasın. Ayrıca “insanların bir kısmı diğerlerinden üstün kılınmıştır ki, birbirlerine hizmet etsinler.”[105] Mutlak ve kuşatıcı vilâyet, dereceleri yükselten Hakka aittir. Bu insan türündeki velâyet mertebelerinin en kâmili ise, ilâhî isimler arasında ahlaklanmak ve vasıflanmakla vâli olandır; bu ahlaklanmak ve vasıflanmak, hükümlerini ve eserlerinin varlığını müşâhede ederken had ve edepleri korumakla Hak ehlinin yoluna göre yapılmalıdır; bu ise, nefsi tezkiye, kalbi arındırma ve de işlerini yaparken, neticelerini ortaya çıkartırken ve kemâllerini izhâr ederken ruhu süslemeyle gerçekleşir. Vâli'nin işi, hadleri uygularken bir cezalandırma ve ibret olduğu için, görünüşte bela ve kötülük sûretinde gözükse bile, her zaman hayırlıdır. Çünkü haddin uygulanması da, bir temizleme olması cihetinden hayırdır. Bu nedenle Hz. Peygamber, her zaman şöyle söylerdi: “Hayır senin elindedir, kötülük ise sana ulaşamaz.” *** Yükseklik, tekebbür, böbürlenme ve övünme bu mertebenin gereklerinden, bu özellikler ise, tedavisi imkânsız hastalıklar oldukları için, Hak bu hastalıklara şifalı bir ilaç indirmiştir; bu ilaç, Hakkın Kabe'ye secde etmeyi emretmesidir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →