Âlimler, Metîn isminin "Kaviyy" ismindeki gücün "sabitliği ve şiddeti" olduğunu ifade ederler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın temellerindeki sarsılmaz nizam" olduğunu söyler. Osmanlı irfanında, "kararsız ve maymun iştahlı" mizaçları toparlamak için bir disiplin aracıydı. Ayet: "Şüphesiz Allah, rızık veren, sarsılmaz güç (Metîn) sahibidir." (Zâriyât 51/58)
el-Metîn — Sadreddin Konevî şerhi
el-Metîn el-Metîn, şiddet ve metânet sahibi demektir. O, askere ve yardıma muhtaç değildir, fiillerini yaparken kimseden yardım istemez. *** Bilinmelidir ki: Mânâlardaki metânet, cisimlerdeki kesiflik gibidir. Hakkın metânetinin bir yönü, O'nun “Allah” ismini lafızda veya yazıda başka birisinin kendisiyle isimlenmesinden korumuş olmasıdır. Böylece, bu isimden ebedî olarak sadece Hakkın hüviyeti anlaşılır. Binaenaleyh, Hakka bu isimden daha iyi başka bir delîl yoktur; bunun yegane istisnası insân-ı kâmildir. Çünkü insân-ı kâmil, Allah'a bu kelimeden daha iyi delâlet eder. Bu nedenle Hak, insân-ı kâmili “kelime” diye isimlendirmiştir. Buna göre, Allah'ın kelimesi ancak insân-ı kâmil ile konuşur/natık; buna karşın insan kelimesi ise, kendiliğiyle konuşur. Şu halde insan kelimesi, Hakkın hüviyetine delâlet eden en güçlü delîldir. Hz. Peygamber, şöyle buyurmuştur: “Allah'ın velîleri, görüldüklerinde Allah'ın hatırlandığı kimselerdir.” *** Metânet hükümleri, sadece insanın aynasında zuhûr eder, bu ayna, his derecelerinin sonuncusu olan muhayyile gücüdür. Şöyle ki: Hayal âlemi, imkânsızı mümküne ilhak etmesi ve iki zıddı birleştirmesiyle, Hakkın varlığına en çok benzeyen şeydir. Çünkü bir şahsın nispetleri çoğaltılıp, aynı anda baba, oğul, kul, efendi olabilir; o ise, bizâtihî değişmez. Hayal âleminin imkânsızı mümküne ilhak etmesine de şöyle bir örnek verebiliriz. Bir insan uykusunda varlığı imkânsız bir şeyi mevcut olarak görür. Bu durum, hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir husustur. Bütün bunları hayal mertebesi mümkün kılar. *** Bu ismin hükmü en çok keşif ehlinde ortaya çıkar: Hakka nazarî delîl ile inanan kişi, kendisine bir şüphe geldiğinde bu şüphe inancına zarar verir ve onu bu kuşkuyu gidermeye veya daha güçlü bir delil ile inancını pekiştirmeye sevk eder. Şâyet metânet, bu kişinin itikadının özelliklerinden birisi olsa, gelen kuşku kendisine tesir etmezdi. Şu halde metânet, “nazar” kaynaklı itikattan münezzeh Hakka aittir. O, muhakkik-ârifin kendisine dayandığı kimsedir. Ârif, metanetinin kadri nazar ve idrâk tavrından yüksek olması nedeniyle O'nun mahiyetini de bilemez. Nitekim (: Ebu Bekir) Sıddîk şöyle demiştir: “İdrâkin yetersizliğini idrâk de bir idrâktir.” Buna göre, onun bilinemeyeceğini bilmekle birlikte istinat edileni bilmek, onun bilinemeyeceğini söylemenin aynıdır. Şu halde Hakkın metinliği, onun perdesidir, binaenaleyh o da bilinemez. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →