Gazzâlî hazretleri, Kaviyy isminin "kudretin tamlığı" ile ilgili olduğunu söyler. Âlimler, bu ismin genellikle "Azîz" ismiyle beraber anıldığını, zira gücün izzetle taçlandığını belirtirler. Osmanlı mizaç hekimleri, "korkak ve iradesiz" tabiatları canlandırmak için bu ismin heybetini önerirlerdi. Ayet: "Şüphesiz Allah Kaviyy'dir (çok güçlüdür), Azîz'dir (üstündür)." (Hac 22/40)
el-Kaviyy — Sadreddin Konevî şerhi
el-Kavî el-Kavî, kâdir demektir. el-Kavî, sahip olduğu izzet ve zıtları birleştirmek gücüyle güçlü olandır. *** Bilinmelidir ki: Bu ismin eserlerinin hakîkati, sadece kuşatıcı/cami kul üzerinde zuhûr eder, söz konusu kul, insân-ı kâmildir. Bu nedenle, Âdem yaratılmadan önce “Güç ve kudret sadece Allah'a aittir” ifadesi işitilmemiştir. Bir rivâyette, şu bildirilmiştir: Cebrail (as.), Âdem'e Beytullah'ı tavaf etmenin rükünlerini öğretirken kendisine şöyle söylemiştir. - “Biz, sen yaratılmazdan binlerce küsur sene Beyt'i şu şekilde tavaf ederdik.” Bunun üzerine Âdem, şöyle demiş: -“Peki Beyt'i tavaf ederken ne okurdunuz” Cebrail: -Subhanellahi ve'l-hamdü lillahi, vela ilâhe illellahu vallahu ekber/Allah'ı tenzîh ederîm, hamd O'na mahsustur, kendisinden başka ilâh yoktur ve Allah en büyüktür, derdik. Bunun üzerine Âdem şöyle demiştir: -Ben bu söylediklerinize “Vela havle vela kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azîm” ifadesini ekleyeceğim. Bunun üzerine bu zikir, Âdem'e tahsis edilmiştir. *** İlâhî sıfatlardan hiçbir sıfat kalmamıştır ki, dinde Âdem'in vârisleri olan kâmillerin varlık aynalarında zuhûr etmiş olmasın. Mümkün, ilâhî iktidarın zuhûr mahalli olduğu için, vücûdun gücüyle kendi zayıflığını telafi etmiş, böylelikle, bazılarında iddia ve çekişme ortaya çıkmış, talep edilen şeyin eserleri kimi insanlarda zuhûr etmiştir. Bunun ardından, ilimden sonra bir şey daha öğrenmeleri için, ikinci zayıflık kendilerine iâde edilmiştir. Şöyle ki. Dünya, doğum anından itibaren insanı yaşlılığa taşır, böylece onu bâtınlıktan berzâha ulaştırır; âhiret yaratılışında niza ve iddialardan kaynaklanan kuşkularından arınmış bir kuvvete istidat kazanmak için, berzâh beşiğinde onu terbiye eder. Bu, ismin bâtınının hükmüdür, zâhirinin eserlerinin hükmü ise, bu kuvvetten ibaret olan zayıflığa varıncaya kadar kevn mertebelerinin cüzlerine sirâyet etmiştir. Zayıf hakkında “zayıflığı güçlendi” ve “ona karşı zayıflığı güçlendi” denilir. Zayıflık, harekete karşı güçlü bir engeldir; böylece kuvvet, zayıflığa nispet edilmiş ve zıddıyla nitelenmiştir. İşte bu, kuvvetin bütün eşyaya sirâyet etmesi durumudur, bunda anlayan kimseler için işâret vardır. *** İnsanların çoğunluğu bu hükmün sırrının genelliğinden habersizdirler, bu nedenle Hak güçlü olduklarında kendisinden yardım dilemelerini emrettiği gibi, bu yardımı kabulde de kendisinden yardım dilemelerini emretmiştir. Buna göre, mümkünün Hakkın kendisine teklif ettiği amelleri yerine getirme gücü olmadığı gibi, sadece kabilin kabulüyle zuhûr edebilecek herhangi bir şeydeki Hakkın iktidarı da mümkün kâbilin varlığıyla gerçekleşebilir. Şu halde, bölünmemiş mutlak bir kuvvet söz konusu değildir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →