Âlimler, Kerîm isminin "istemeden ve karşılık beklemeden vermek" sırrına dikkat çekerler. İbnü'l-Arabî, kulun bu isimden nasibinin "başkalarının ayıplarını örtmek ve onlara ikram etmek" olduğunu söyler. Osmanlı mizaç hekimleri, "cimri ve hasis" tabiatları tedavi etmek için bu ismin cömertliğini önerirlerdi. Ayet: "Ey İnsan! İhsanı bol (Kerîm) Rabbine karşı seni ne aldattı?" (İnfitâr 82/6)
el-Kerîm — Sadreddin Konevî şerhi
el-Kerîm el-Kerîm, kulun rızâsını elde etmek için herhangi bir vesileye muhtaç olmadığı kimse demektir. El-Kerîm, cömertçe verir ve verdiği için de karşılık beklemez. *** Bilinmelidir ki: El-Kerîm ismi, iki açıdan el-Celîl ismine tabidir: Bunlardan birisi, celâl mertebesinin gerektirdiği zıtları birleştirmek özelliğidir. Aynı şekilde, keremin eserleri de iyiyi ve günahkarı kuşatır. İkincisi ise, el-Celîl isminin azâmetini işitip, kendisindeki küçüklük ve zilletten dolayı böylesine yüce birisine ulaşmanın imkânsızlığını tahayyül eden kimsenin ümitsizliğini bu ismin ortadan kaldırmasıdır. Binaenaleyh Hak, “celâl ve ikrâm sahibidir” ifadesiyle bu ümitsizliği kulundan gidermiştir. Böylelikle Hak Teâlâ, şânı azâmetli ve büyüklüğü yüce olmakla birlikte, kullarına inâyet nazarıyla ikrâm edici; engin cömertliği ve keremiyle onlara “rahîm ve raûf” olduğunu bildirmiştir. Nitekim daha önce de “mevcut” ve “mezkür” olarak var olmalarından önce kendilerine “varlık” ile ihsanda bulunmuştu. Buna göre, kerem ve cömertlik sirâyet etmemiş olsaydı, mümkünler yokluk karanlıklarında kalmış olacaklardı. O halde, Hakkın mümkünlere varlık elbisesini vermedeki kerîmliği, kendilerini var ettikten sonra onlara diledikleri şeylere ulaşmayı nasip etmesinden daha yüce ve daha büyük bir cömertliktir. *** “Faîl” kalıbındaki bu ve benzeri isimlerin yapısı, keşif ehline göre, fail ve mefulü aynı hükümde birleştirir. Buna göre, Allah saf hayır/hayr-ı mahz olup, saf kötülük/şerr-i mahz olan yokluk ile aralarına giren varlık ile kullarına ikrâmda bulunmakla “el-Kerîm”dir; bunun yanı sıra, en değerli hibelerini ve bilinmeyen ikrâmlarını onlara bahşetmiştir. Aynı şekilde, kullarından borç ve sadaka talep edip, bunları kabul etmekle de “ikrâm edilen”dir. Bu, bu sıfatın eserlerinin âlemin bütün mertebelerinin cüzlerinde bulunması ve hepsinin Hakkın müteâl mertebesine dönmelerinden kaynaklanmıştır; böylelikle iş, Haktan yine Hakka döner. *** Bu ismin genel eserlerinden birisi de, hükümleri farklı ve cihetleri birbirine zıt olsa da, mukaddes Zât'ın bütün neredelik mertebelerini ve derecelerini ihâta etmesidir. Bunun nedeni, yaratıklardan zorluğu gidermek ve onları seçimlerinde, teveccühlerinde ve yönelişlerinde serbest bırakmaktır; böylece onlar, her nereye yönelirlerse yüzleri Hakka döner. Şayet onlar, kendi hevalarına tabi olsalar bile, Hakkın vechinden hali kalmazlar, çünkü “Her nereye yönelirseniz Hakkın vechi oradadır.” ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →