Gazzâlî hazretleri, Celîl isminin "sıfatların kemali" (olgunluğu) ile ilgili olduğunu söyler. Âlimler, bu ismin tecellisine mazhar olan kulun, bakışıyla bile insanlara edep telkin eden bir vakar sahibi olacağını belirtirler. Osmanlı irfanında, "ciddiyetsiz ve dağınık" mizaçları toparlamak için tefekkür edilirdi. Ayet: "Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir." (Rahmân 55/78)
el-Celîl — Sadreddin Konevî şerhi
el-Celîl el-Celîl, “celâl” kelimesinden türetilmiştir. El-Celîl, celâlini ortaya çıkartmakla ârifleri fâni kılan, sevenlerini ise, cemâl sıfatıyla ihya eden demektir. Binaenaleyh ârif, Hakkın celâlinin ortaya çıkması nedeniyle kendisini kaybeden; buna karşın muhib ise, cemâlinin özelliğiyle neşelenen kimsedir. *** Bilinmelidir ki: Celâl, zât sıfatlarından birisidir, bu ismin saltanatı, dünya ve âhirette hükmünün devam etmesidir. Fakat bu ismin hükmünün genel eserleri, dünyevi hayatta bâtında zuhûr eder. Nitekim, insan hayalinde herhangi bir şeye “Ol” der, o da o kişinin hayal kuvvetinde oluverir; o kişi bunu görünür âlemde ortaya çıkartma gücüne sahip değildir. Bunun nedeni, hayal sahibinin gücünün zayıflığı ve bu gücü his mertebesinde tasarruf derecesine ulaştıramayışıdır. Âhiret mertebesi ise, hayalî ve hissî sûretlerin kayıtlardan kurtarılmasını gerektirir. Bu sûretlerin kayıtlardan kurtarılmasının nedeni, tasarruf sahibinin gücü ve bulunulan mertebenin kayıttan azade olmasıdır. Bu nedenle âhiret hayatında kişi, dilediği bir şeye “ol” dediğinde, hem histe ve hem de hayalde o şey olu verir; böylece hayalin gücünün hükmü umûmîleşir. *** Bilinmelidir ki: Bu ismin ilâhî isimlerdeki celâli, eserlerinin sirâyet etmesi ve sırlarının ortaya çıkması açısından sâbittir; bu ismin hakîkatlerinin a'yânın kâbiliyet mertebelerinde yansıması ise, kevnî hakîkatlerde “yankı” mesabesindedir; çünkü yankı, sadece söylenen şeyi tekrarlar. Aynı şekilde, varlık mertebelerinden her bir ayn, bu ismin kendisine sirâyet edişini terennüm eder, onunla zâhir olur ve onu niteler. Böylelikle bu isim, zıtları çokluğun hakîkatiyle birleştirmiş, bu ismin eserleri, ârif ve marûfu ihâta etmiş, büyük küçük her şeye sirâyet etmiştir. Buna göre ârif, mârifet mertebesinde, buna karşın marûf ise, asalet mertebesinde celâl sahibidir. Şu halde, azâmet azîm'in celâli olduğu gibi, aynı şekilde tam küçüklük de, küçüğün celâlidir. Binaenaleyh o şey, muhalin karanlıklarının gizliliklerinden sadece Celâl feleğinden varlık nûrlarının şualarının aydınlığıyla kurtulmuştur. Şâyet, zelîl kulun küçüklüğü olmasaydı, el-Celîl'in celâlinin eserleri zuhûr etmezdi; kederli ve yönelen kimsenin yardım talebi olmasaydı, âlemde övgüye layık olanın övgüsü bilinmezdi. El-Celîl, sadece el-Celîl ile bilinebilir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →