Âlimler, Hasîb isminin "kâfi gelen" (yeten) manasına vurgu yaparlar. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "kulun kendi nefsini hesaba çekmesi" olduğunu belirtir. Osmanlı irfanında bu isim, "onaylanma ihtiyacı" ile kıvranan mizaçları özgürleştirmek için bir ilaç gibi kullanılırdı. Ayet: "Allah hesap görücü olarak yeter (Hasîb)." (Nisâ 4/6)
el-Hasîb — Sadreddin Konevî şerhi
el-Hasîb el-Hasîb, yeterli olan demektir. El-Hasîb ise, nimetin kendisinden olduğunu göstermek için, yaratıklarına nimetlerini sayan demektir. Ayrıca o, kulunun nefeslerini sayar ve ihsanıyla kulunun üzüntüsünü giderir. *** Bilinmelidir ki: Bu isim ve bu ismin hükmü, ilim ve cehalet arasında bir berzâhtır. Buna göre bu berzâh, ilim derecesine ulaşamamış zan ve tahmin mertebesidir. Bu nedenle Hak, perdeli kimseleri “Onlar güzel işler yaptıklarını zannederler/hasebe”[79] âyetiyle nitelemiştir. Halbuki onlar, güzel işler yapmamışlardır; onların işi, bir delîl sûretiyle ortaya çıkmış kuşkudan ibarettir. Bu ismin hükümlerinden birisi, kuşkulu şeylerin/müteşâbihat nazil olmasıdır; müteşâbihat, kendileriyle derinden uğraşan kimselerin eğriliğe/zeyğ[80] nispet edildiği şeylerdir. Çünkü iki şüpheli şeyden birisine meyl eden kimse, o şeyi kesin hale getirmiş, bunun neticesinde ise bu meyil ile o şeyin hakîkatinden sarf-ı nazar etmiş olur. Çünkü müteşâbih, iki tarafa da benzerliği eşit olduğu için, herhangi bir tarafa meyli kabul etmez. Buna göre edepli-ârif, müteşâbih sınırında durup, hakkında herhangi bir şey ile hüküm vermeyen kimsedir. Şâyet ârif, müteşâbih hakkında keşif ile bir hüküm verecekse, -memur olduğu üzereher şeye hakkını veren kimselerden olmak için kuşkulu şeyin iki yönüyle birlikte hüküm verir. *** Bu ismin hükümlerinden birisi de, sayılanların mertebelerinin a'yân'ında ve mevcutların a'yân'ının mertebelerinde adedin ortaya çıkmasıdır; böylece, perdeli kimse, birlerin ve sayıların mertebelerinde çok farklılıklar bulunduğunu vehim ve tahayyül eder; halbuki söz konusu bu farklılık, her sayı mertebesinde birin tekrarlanmasından başka bir şey değildir. Buna göre, bir sayısının tekrarlanması ve ortaya çıkmasıyla sayı mertebeleri düzenlendiği, buna karşın bir düştüğü veya gizlendiğinde ise sayılar eksildiği gibi, aynı şekilde Hakkın halk mertebelerinde zuhûr etmesiyle de varlık mertebeleri düzenlenir ve süslenir. A'yânın zerrelerinin silinip, mutlak hüviyet nûrlarının parıltısında sönmeleri ve de büyüklük örtüsüyle gizlenmeleriyle de varlık mertebeleri, sayı kisvelerinden soyutlanır ve mücerretleşirler. Böylece, Bir ve Ehad olanın hakîkati zuhûr eder. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →