Gazzâlî hazretleri, Hâlık isminin "her şeyin ölçüsünü ve takdirini belirlemek" manasına da geldiğini söyler. Osmanlı irfanında bu isim, "sanatkâr" ve "mucit" mizaçlı kişilerde yaratıcılık damarını meşru bir zemine oturtmak için kullanılırdı. Ayet: "O, Hâlık (Yaratıcı), Bâri', Musavvir olan Allah'tır." (Haşr 59/24)
el-Hâlık — Sadreddin Konevî şerhi
el-Halık Halk, ibda', yaratma, yokluktan varlığa getirmek demektir. el-Halık, kudretiyle varlıkları izhâr eden ve irâdesiyle de onların bir kısmını diğerlerinden önce var eden demektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Dikkat ediniz: Yaratma ve emir O'na aittir.” *** Yaratma iki kısımdır: Birincisi, takdir, diğeri ise, “icat” yaratması; emir ise, ceberûttur: “Aralarında bir berzâh vardır, karışmazlar.”[47] Takdir yaratması, rabbanî bir emirdir; bu emir, bir öncelik ve sonralık söz konusu olmaksızın varlığı tek olandır, nitekim Hak Teâlâ şöyle bildirmiştir: “Bizim emrimiz göz açıp kapatmalık bir anda gerçekleşir.” Binaenaleyh Hakkın Kün/Ol kavli, bu mertebede yaratılışta var olan şeyin kabulünün ta kendisidir, ardından ise, varlıkta zamansal bir sıralanma meydana gelir. *** Bu mertebenin hakîkatlerinin sirâyet etmesinin bir neticesi de, hayal kuvvetinin a'yân aynasına yansımasıdır. Çünkü bu kuvvetin varlık mertebelerinde vücûb, imkân ve imkânsızlık gibi tasarrufları söz konusudur, çünkü hayal kuvveti, bu mertebede varlığı imkânsız olan şeyi, varlığı zorunlu olana katmıştır. Yokluk hallerinde sâbit a'yân, hayal kuvvetinde var olan şeyin Kün/Ol sözünden yaratılması gibi “mevcut” mesabesindedir. Binaenaleyh, hayal kuvvetinde hiçbir şey imkânsız değildir. Hayal kuvvetinin yaratılan şey hakkında verdiği hüküm, bizzat kendisine döner; bunun nedeni, hükme konu olan şeyin bizzat hayal kuvvetinin kendisi olmasıdır. *** Ehl-i keşf, bu meseleyi müşâhede ederken farklı derecelerde bulunurlar: Bir kısmı, varlık ile nitelenmiş idrâk edilen şeyin yokluk halinden varlık haline dönüşmesini görürler. Bir kısmı ise, varlığı dile getirir, hatta varlığa ilişir; bu, görülen sûretlerin aynaya yansıması gibi zuhûr ilişmesidir. A'yân ise, ademlik halinde, sâbit oldukları gibidir. Böylelikle, a'yân birbirlerini Hakkın varlık aynasında görürler. Bazıları ise, şunu ileri sürmüşlerdir: A'yân-ı sâbite, tertipleri üzere, bulundukları madûmluk halindedirler, fakat Hakkın Varlığı, onlarda zuhûr eder. Bunlar, Hakkın tecellîgâhları ve âyetlerinin mazhârlarıdır. Böylelikle bunların bir kısmı, Hakkın zuhûru esnasında diğerlerini görürler. Bunun neticesinde ise, a'yânın varlık kazandıkları vehmedilir, halbuki, sadece Hak zuhûr etmiştir. Her iki keşfi, sadece kâmil birleştirebilir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →