Âlimler, Bâri' isminin "bir örnek olmadan, eksiksizce meydana getirme" sırrına dikkat çekerler. İbnü'l-Arabî hattında bu isim, "suretlerin (formların) nizamı" ile ilgilidir. Mizaç hekimleri, "kararsız" ve "dağınık" mizaçlara bu ismin zikrini bir disiplin olarak önermişlerdir. Ayet: "Hâlık, Bâri', Musavvir..." (Haşr 59/24)
el-Bâri' — Sadreddin Konevî şerhi
el-Bâri Bir görüşe göre, el-Halık varlıkların menşei; el-Bâri ise, onları tedbîr edendir. *** Bilinmelidir ki: Ehl-i Hak, bu ismin saltanatını ve hükümlerinin zuhûrlarını müşâhede etmede farklı derecelerde bulunurlar, bu farklılık, onların keşif ve tahkikteki farklılıklarına bağlıdır. Bazıları, bu ismin eserini özellikle unsûrî yer olmak üzere bütün yaratıklar üzerinde görürler; bu ismin ulvî şeylerdeki tesirlerini görmezler. Bu guruptaki insanlara göre bu unsûrî yere ait yaratılışın dışında başka bir yaratılış vardır. Bazıları, bu ismin küllî-tabiat memleketinde genel tasarruf sahibi olduğunu kabul ederler. Böylelikle, onun tasarrufu altına ulvî-ruhânî, süflî-cismânî bütün tabiî sûretler girer. Bunlar, küllî heyûla mertebesinden zuhûr edip, varlığın nihaî mertebesine kadar olan şeylerdir. Bu nihaî mertebe, insan mertebesidir. Bunların dışında kalan Levh, Kalem, güçlü Melekler ise, başka bir yaratılışa sahiptirler. Nefes-i Rahmânî'den ibaret Amâ ise, bütün bunları kapsar. Bir rivâyette Hakkın kendi nefsini yarattığı da bildirilmiştir, fakat bunu akıllar kabul edemez, çünkü akıllar onu anlayamaz ve, akılların tavrının dışındadır. Bu ifadenin sırrına ise, sadece nübüvvet ve velâyet tavrındaki kimseler ulaşabilir. Bu meselenin bir nebzesini idrâklere anlaşılır kılmak, şu şekilde mümkündür: Bilindiği gibi, Allah hakkında sözü olan herkesin kendi nefsinde Bu Allah'tır dediği bir şeyi tasavvur etmesi gerekir, böylelikle o şeye ibâdet eder ve o, Allah'tır, O'ndan başkası değildir. Binaenaleyh her düşünce sahibi, kâbiliyetinin mahallinde yarattığı bir şeye ibâdet etmektedir; bu mahalde bulunan şey ise, sadece kendi düşünce gücünün yarattığı şeydir. İnsana bu tasavvur gücünü ise, sadece Allah vermiştir, şu halde, burada onu yaratan Allah'tır. İşte bu, söz konusu rivâyetin anlamıdır. *** Ümmetlerin ve mezheplerin her ferdinin ve şahısların idrâk vasıtalarında ve vehimlerinde ortaya çıkan birbiriyle çelişen ve birbirlerinden farklı bütün inanç sûretleri, Hakkın âyetlerinin ortaya çıkması ve O'nun tecellîlerinin şe'nleridir; bunlar, a'yânın hakîkatlerinde tahakkuk ederler ve var olan şeylerin mazhârlarında zuhûr ederler. Bu tahakkuk ve zuhûr ise, onların kâbiliyet, özellik ve istidatlarına göre gerçekleşir. Mukaddes zâtı açısından Hakkın (c.c.) ise, gerçek mutlaklığı üzerinde bulunduğu gibi, zâtında herhangi bir değişikliğin veya başkalaşmanın olması söz konusu değildir. Böyle bir şeyin gerçekleşmesinden Hak, uluvv-i kebir ile, müteâl ve münezzehtir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →