Âlimler, Habîr isminin "bilgi"den öte "deneyimlenmiş, tecrübe edilmiş bilgi" (hibret) manasına da geldiğini söylerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın iç dinamiklerini kavramak" olduğunu belirtir. Osmanlı irfanında bu isim, "yüzeysel ve dikkatsiz" mizaçları derinleştirmek için kullanılırdı. Ayet: "O, Latîf'tir, Habîr'dir (her şeyden haberdardır)." (Mülk 67/14)
el-Habîr — Sadreddin Konevî şerhi
el-Habîr el-Habîr, ilim ve hıbra sahibi demektir. El-Habîr, dilediği şeyden dilediği şey ile haber veren demektir. O'nun hükmünün değişmesi ve sözünün farklılaşması mümkün değildir. *** Bilinmelidir ki: Hıbra, özel bir şekilde konusuna ilişir; o, denenmeden sonra gerçekleşen ilimdir, şu âyette bu tarza işâret vardır: “Sizleri imtihan edeceğiz, ta ki bilelim.”[68] Hak, olacak şeyi gerçekleşmeden önce bilir; çünkü o, o şeyi sâbitlik halinde bilmektedir. Var olan şeylerin mertebesinde sadece sübût mertebesindeki a'yân'da sâbit olanlar gerçekleşebilir. Fakat Hak, yaratıklarına karşı kesin delilini gerçekleştirmek için imtihan ve denemeyi gerekli kılmıştır. *** Denemek, iddianın bir neticesi ve semeresidir; iddia da onun aslıdır. Buna göre, nerede iddia bulunursa, orada denenme de bulunur. Bir insan kendisini herhangi bir şey ile nitelese (: iddiada bulunsa), hemen deneme ve imtihana maruz kalır. Bu bağlamda teklif de bir denemedir. Kuşkusuz ki, teklif umûmî olmuştur, bununla birlikte iddia, gizli bir nedenden dolayı genel olmamıştır. Nitekim Allah, onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Sizden sadece zalimlere isabet etmeyecek fitneden sakınınız. Biliniz ki, Allah cezalandırması pek şiddetli olandır.”[69] Böylelikle rahmet umûmî olduğu gibi, deneme de umûmî olmuştur. Fakat belanın umûmîliği, rahmetin umûmîliğine karşı koyamaz. Çünkü bela, iki kolaylık arasında gerçekleşen bir zorluktur; onun yeri, imtinân rahmetiyle mağfiret rahmeti arasındadır. Burada mağfiret rahmetini zikrettik, bunun nedeni müjdelemenin umûmîliğidir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyeniz.” Mutlak kerem, sadece aşırı gidenler ve günahkarlar vasıtasıyla zuhûr edebildiği için, mağfiretin umûmî olabilmesi için belanın da umûmî olması gerekmiştir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →