Âlimler "Cebbâr" isminin "kırığı sarıp iyileştiren" (cebir) manasına vurgu yaparlar. Gazzâlî, bu ismin kulda "kendi nefsini zorlayarak doğru yola iletme" şeklinde tecelli etmesi gerektiğini söyler. Osmanlı hekimleri, bu ismi ruhsal çöküntü yaşayanlara manevi bir dayanak olarak önermişlerdir. Ayet: "O Cebbâr'dır, Mütekebbir'dir." (Haşr 59/23)
el-Cebbâr — Sadreddin Konevî şerhi
el-Cebbâr el-Cebbâr, kullarını ihtiyar ve zorunlulukta zorlayan kimse demektir, çünkü onlar, O'nun egemenliğinde bulunmaktadırlar. Cebr, zorlamak anlamında olabileceği gibi, işleri ıslah etmek anlamında da olabilir; ya da cebr, azmetmek anlamında da olabilir. Binaenaleyh el-Cebbâr, eşyayı bir vasıta olmaksızın ıslah eden; ihtiyacı olmaksızın itaati emreden kimsedir. Herhangi bir vehim onun katına yükselemez ve hiçbir idrâk zâtının sırlarına muttali olamaz. *** Bilinmelidir ki: Cebir iki türlüdür: doğrudan ve dolaylı cebir. Buna göre doğrudan cebir, bütün nefisler üzerine hükümran olan azâmet özelliğiyle bezenmektir. Bu cebrin iki yönü vardır: Birisi, gayb hüviyetine ve gerçek mutlaklığa dönüktür ki bu, azâmet diye isimlendirilir. Diğeri ise, halka dönük vecihtir ki, o da ulûhet diye isimlendirilir. Azâmet, hüviyet ile Ulûhiyet arasında bir berzâhtır. Ulûhiyet ise, azâmet ve yaratıklar arasında berzâhtır. Binaenaleyh Ulûhiyet, ikinci ceberûtta bulunur. Buna göre Ulûhiyet, zâtıyla halka mukabil olduğu gibi, aynı zamanda zât'a da mukabildir, bu nedenle de, tecellîlerde başkalaşma özelliğine sahiptir. Şu halde Ulûhiyet, halk ile Hak arasında bir berzâhtır. Her hangi bir kimsenin Zât hakkında bilgi sahibi olması, ancak Ulûhiyet'in ardından söz konusu olabilir; Zât da, Ulûhiyet vasıtasıyla hükümrandır. *** Dolaylı cebir ise, yaratıkların yaratıklardaki cebridir, bu, bazen övülen, bazen ise, zemmedilen cebirdir. Övülen cebir, ihsan cebridir. İhsan ile bir şeye zorlanan kimse, ya tamahkardır ya da utangaçtır. Tamahkar, hakkı olmadığı halde kendiliğinden gelen ikrâmı gördüğünde, bu durum, onun daha tamahkar olmasına neden olur. Böylece ihsan, ikrâma tam bir karşılık olabilmesi için tamahkarı ihsan sahibine karşı olabildiğince itaatkar yapar. Çünkü nefislerin yaratılış özelliğinin gereği olarak, insan minneti sevmez. Binaenaleyh söz konusu insan, farkında olmadığı bir cebirden etkilenmiştir. Bu bağlamda utangaç kişiyi de şöyle değerlendirebiliriz: Hayası bu kişiyi, kendisinden istediği şeyi yerine getirme ve onu kâbul etmede ihsan sahibine itirazdan alı koyar. Bu da, minnetin ortadan kalkması için, ihsanın karşılığıdır ki, bu da nefislerin özelliklerinden birisidir. *** Kötülenen cebir ise, baskın ve egemen olmak yoluyla meydana gelen cebirdir. Bunun sahibi, ehliyet ve hak sahibi olmayışı nedeniyle, Allah katında cezaya maruz kalır. Zorlanan kişi böyle bir cebri görünürde kabul etmiş olsa bile, bunun nedeni o kişinin zayıflığı ve karşı koymaya gücünün olmayışıdır. Çünkü insan, böyle bir zorlamayı hiçbir zaman gönlüyle kabul etmez, şu halde bu cebrin sadece ve sadece görünürde bir tesiri olabilir. İhsan sahibinin cebri ise, bundan farklıdır. Çünkü ihsan sahibinin cebrinin hem dışta ve hem de içte tesiri vardır.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →