Konevî hazretleri, Bâsıt isminin "rahmetin her yeri kaplaması" olduğunu ifade eder. Âlimler, bu ismin tecellisine mazhar olanların, başkalarına da ferahlık veren, güler yüzlü ve cömert kimseler olacağını söylerler. Osmanlı mizaç sisteminde, "melankolik ve hüzünlü" tabiatlara şifa niyetine önerilirdi. Ayet: "Dilediğine rızkı genişletir (bâsıt)." (Ra'd 13/26)
el-Bâsıt — Sadreddin Konevî şerhi
el-Bâsıt el-Bâsıt, belirli bir ölçüye göre rızıkları yayan demektir, çünkü haller, mahallin değişmesine göre farklılaşır. Dünya, kayıtsız şartsız yaymanın yeri değildir, bunun nedeni dünyanın kapasitesinin olmayışıdır; bunun yanı sıra bastın çokluğu, insanın israfa gitmesine ve sınırları aşmasına neden olur. Halbuki âhiret hayatı böyle değildir, çünkü âhiret hayatı, gayr-i mütenahidir. Binaenaleyh, kayıtsız şartsız bast, âhiret hayatında geçerli olduğu gibi, aynı şekilde kabz hükmünün genelliği de, dünya hayatında geçerlidir. *** Kabz, daima önceki bir basttan meydana gelebilir; bast ise, bazen kendiliğinden olabilir, bunun nedeni, ilâhî rahmetin genişliğidir. Şu halde, her kabzı bir bastın takip etmesi gerekir; ancak her bastı bir kabzın takip etmesi şart değildir. Buna örnek olarak, kendilerine azap ettikten sonra Hakkın kullarına kendisiyle merhamet edeceği rahmeti verebiliriz. İşte bu, kabz'dan sonra gerçekleşen basttır. Binaenaleyh, bu rahmetin ardından elem vericici bir kabzın gelmesi imkânsızdır. Bu mertebenin hükümlerinin zuhûru, âhirettedir veya âhiret ehlinden fenâfillah mertebesine ulaşan kimselerin üzerinedir. Çünkü onlar, bast meydanında neşeyle dolaşırlar ve ilâhî kattan kendilerine ulaşan inâyet lütûflarının nefhalarıyla ve hidâyet nûrlarının meltemleriyle daima mutluluk içinde bulunurlar. *** Bazı kullar vardır ki, Allah onların vasıtasıyla kulları ferahlatır: Bunların en düşük derecelisi, mubah işlerle insanları güldüren ve soytarı denilen kimselerdir; kendisini bilmeyen, onunla alay eder ve ona güler, güldüğü kimsenin bir kıymetinin olduğunu bilmez. Bu cahil kişi, Allah Teâlâ'nın kendisinin “güldüren ve ağlatan”[54] olduğunu belirten ifadesi karşısında ne yapar ki? Buna karşın Hakkın varlıklardaki tecellîlerini gören ârif-murakıb ise, ilâhî özelliğin maskaranın hakikatinde zuhûr etmiş olduğunu görür ve onun değerini takdir eder. Bu bağlamda Ensar 'dan Nuaym (ra.), Hz. Peygamber 'in huzûruna gelir ve onu güldürürdü. Hiç kuşkusuz ki, nübüvvet makâmında alay ve güldürme söz konusu olamaz. Hz. Peygamber, kendisini güldüren o şahsı ilâhî bir tecellîgâh olarak görmekte, bu ilâhî vasfı o zâtın maddesinde ve hakîkatinde müşâhede etmekteydi. Söz konusu bu hal ise, sadece Allah'ı bilen kimselere keşf olunabilir. *** Bilinmelidir ki: Bast'ın bir kısmı da, bilinmeyen şeyin bast edilmesidir. Böyle bir bast, nadiren, gizli bir tuzaktan yoksun olabilir. Buna göre kul, nefsinde bast ve ferahlık bulup, bunun sebebini bilmediğinde, bunda herhangi bir tasarrufta bulunmaması gerekir. Çünkü o, işin sonunda bastın kendisine neyi izhâr edeceğini bilmemektedir, bu durumda kul, büyük bir tehlikede bulunmaktadır. Düşüncenin doğruluğunun alâmeti, bazı halleri meydana getiren sebepler bilinmediğinde bunların neticeleri ortaya çıkıncaya kadar beklemektir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →