Gazzâlî hazretleri, bu ismin tecellisine mazhar olan kulun "kendi ahlakını ve iç dünyasını en güzel şekilde süsleyip şekillendirmesi" gerektiğini söyler. Osmanlı saray nakkaşları, Musavvir ismini bir vird gibi dillerinden düşürmezlerdi. Ayet: "Size şekil (suret) verdi ve şeklinizi en güzel yaptı." (Teğâbün 64/3)
el-Musavvir — Sadreddin Konevî şerhi
el-Musavvir el-Musavvir, Hebâ'nın maddelerinin hazine kapılarını sûret anahtarları ile açan demektir. el-Musavvir, ehl-i keşif ve şuhûd'un gönül bahçelerini tecellîlerini nûrlarıyla ve âyetlerinin eserleriyle süsleyen demektir. Binaenaleyh Hak, sûretleri belirleyen ve heyetleri hazırlayan, misâlleri misâllendirendir; O, zâhirleri genel anlamda, bâtınları ise, özel olarak tasvir eder. *** Bilinmelidir ki: Tasvir mertebesi, yaratma mertebelerinin sonuncusudur; bu mertebelerin ilki ise, ilimdir; halk ise, ilim ve tasvir mertebeleri arasında bir berzâhtır. Aynı şekilde, insanın zuhûru da yaratılışta cismânîlik mertebelerinin sonuncusunda gerçekleşmiştir. Bu nedenle de, Allah'ın yaratması gibi yaratma özelliği kazanmıştır. İnsanın yaratmasının bir örneği, kendi nefsinde yaratmış olduğu inanç sûretleridir. İnsan bu sûreti bütün varlık hakîkatlerini kendinde toplayan bir varlık olduğunu tasavvur ve vehmettiğinde yaratmıştır. Bununla birlikte insan, sınırlı, belirlenmiş ve işin gerçeğinden habersiz bir hal üzerindedir. Bu nedenle ilâhî gayret, insanı ikaz edip, onu varlık tecellîlerinin genelliğine, gaybî hüviyetin var olanların mertebelerinin hakîkatleri ile imkân kâbiliyetlerinin anahtarlarına muttali kılmayı gerektirmiştir; böylece insanın bütün tasavvurlarında ve vehim mahallerinde edebi takınmasını temin etmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Her nereye yönelirseniz Allah'ın vechi orada bulunur.”[48] Bir şeyin vechi, o şeyin zâtı ve hakîkati demektir. Hak Teâlâ şunu belirtmiştir: Kul, her nerede bulunursa veya kul her ne tarafa yönelirse, Hakkın vechi kulun yöneldiği yerdedir. Gerçi akıl, böyle bir şeyi inkâr eder, bunun nedeni Hakkın belirttiği konuda aklın eksikliğidir. Hak ise, kendisine uyulmak konusunda daha hak sahibidir. *** Bu tarz tasavvur sahipleri, iki kısımdır: Birinci kısım, hayat istidâdı bulunan bir şey gibi, cismânî bir sûret yaratanlardır. Halbuki buna gücü yetmediği için bu sûrete hayat veremez. Bunlar, ilâhî azarlamanın muhatabı olan insanlardır. İkinci kısım ise, ruhânî sûretler inşa edenlerdir. Bunlar, meydana getirmekle sorumlu olunan amellerin sûretleridir. Bu kişilere, sûretlere ruh üflemek için kudret ve güç verilmiştir ki, bu ruh, ihlas ve huzûrdur. Bazıları ise, bu ruhânî sûretlere bu tarz ruh üflemekten aciz kalan kimselerdir, binaenaleyh bu insanlar da, ilâhî azarlamanın muhataplarıdır. Bunlar, amelleri itibariyle hüsrana uğrayanlara katılırlar. Bazıları ise, bu sûretleri meydana getirip, Allah'ın izni ve tevfiki ile en yetkin tarzda oonlara ruh üfleyen kimselerdir. Böylelikle bu sûretler, nâtık olarak ve Hakkı tespih ederek ayağa kalkarlar. İhlaslı ârifler ise, daima sûretler meydana getirirler. Binaenaleyh onlar, meydana getirdikleri şeylere ruh üfleyen tasvircilerdir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →