Âlimler, Bâkî isminin zamanın ötesindeki "süreklilik" olduğunu söylerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın İlahi kaynakta asla yok olmaması" olduğunu belirtir. Osmanlı irfanında, "dünyaya çok bağlanan ve hırs yapan" mizaçları dengelemek için önerilirdi. Ayet: "Ancak Rabbinin zatı baki kalacaktır." (Rahmân 55/27)
el-Bâkî — Sadreddin Konevî şerhi
el-Bâkî el-Bâkî, vücûd ve yaratmasıyla devamlı olandır. O'nun zâtı yok olmayı kabul etmez ve hadislik ve intikal hükümleri ona işlemez. Binaenaleyh O (cc.), kendi bekâsıyla bâkidir; kul ise, Hakkın bâki kılmasıyla bâkidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Sizin elinizde olan tükenir, Allah'ın katında olan ise tükenmez.”[119] Başka bir âyette ise, şöyle buyrulmuştur: “Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri bizim katımızda olmasın.” Buna göre kullar ve kulların sahip olduğu şeyler Allah katındadırlar. Çünkü kevn mertebelerinin varlıkları/a'yân, bütünüyle, Hakkın hazinelerinde korunmaktadırlar; onun hazineleri ise, Allah'ın katındadır. Allah katında olan şeyler bâkidir, şu halde onlar da, bir mertebeden diğerine intikal etseler bile bekâ özelliğine sahiptirler. Kulların sahip olduğu şeyler surî olarak tükenseler bile, Hakkın katında kuldan bulunan şey tükenmez. “Hakkın katında olan şey daha hayırlı ve daha bâkidir.”[120] Hakkın katında sadece kevn vardır; buna göre kevn, vücûd açısından hayır; mertebelerinin fertlerinin toplamından meydana geldiği ve de imkân mertebesinde ezelî olduğu için de bâkidir. Varlığın kendisi hakkında hüküm ve emir Hakka ait olduğu için, kevn, Hakkın zâtının bekâsıyla bâkidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah ise daha hayırlı ve daha bâkidir.”[121] Binaenaleyh Allah, hayırlı ve bâki olandan daha hayırlı ve daha bâkidir. *** Bilinmelidir ki: Mertebeler, kendi özellikleriyle hüküm verirler ve kendilerinde zuhûr eden ve meydana gelen şeylerde hüküm sahibi olurlar. Buna göre herhangi bir mertebeye uğrayan kimsenin, o mertebenin eserlerinin hükmüyle boyanması gerekir. Buna örnek olarak Hakkı uykuda gören kimseyi verebiliriz ki, burası hayal mertebesidir. Buna göre Hak bu mertebede sadece ve sadece belirli bir sûret içinde görülebilir. Bu, mertebenin hükmüyle ilgilidir. Sonra, kişi hayal mertebesinden aklî düşüncenin mertebesine intikal ettiğinde, bu mertebede Hakkı sadece misâl ve sûretten münezzeh iken idrâk edebilir. Böylece şu husus ortaya çıkmıştır ki: Kul, her mertebede bir önceki mertebede verdiğinden farklı bir hüküm ile Hakka dair hüküm verecektir. Buna göre, bu esnada muhakkik kişi şunu öğrenir ki: O, Hakkı gerçek anlamda bilememiştir ve Hakkın hüviyetini olduğu hal üzere sadece Hakkın kendisi bilebilir. *** İşte bu, Allah'ı bilmede kâmillerin nihaî mertebesidir. Şöyle ki: Herhangi bir mertebede sahip oldukları ilim, başka bir mertebede tükenir. Onların sahip olduğu şey tükenir, Allah'ın sahip olduğu ise, bâkidir. Çünkü Hakkın kendi nefsinde kendisi için çeşitlenme söz konusu değildir. Hakkın kendisini bilmesi de, başkalaşma ve değişme kabul etmez. Binaenaleyh Hak, el-Bâkî ve el-Hâdî'dir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →