Âlimler, Alîm isminin "ezelî ve ebedî bilgi" olduğuna vurgu yaparlar. İbnü'l-Arabî, kulun bu isimden nasibinin "haddi bilmek" ve "hikmetle konuşmak" olduğunu söyler. Osmanlı irfanında bu isim, "kaba ve yüzeysel" mizaçları derinleştirmek için bir tefekkür aracıydı. Ayet: "Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (Alîm)." (Nisâ 4/176)
el-Alîm — Sadreddin Konevî şerhi
el-Alim el-Alîm, malûmlarının çokluğunu el-Alim, kendisinin birliğini bilen; el-Allâm ise, gaybı bilen demektir. *** Bilinmelidir ki: İlim, bilenin zâtıyla gerçekleşen özel bir taalluktur. İlim, bilenin zâtından bilinene dönük bir nispettir. Buna göre ilim, malûmdan daha sonradır, çünkü ilim, tabidir; bununla birlikte yaratma sözü nispet, mevcuddan öncedir ve söz, ilimden sonradır. Bu ilim, gaybî-mücmel ilimdir; burada kast edilen ilim, hıbra demektir. *** Keşif ehli, akılcıların aksine, ilmin malûma tesirinin olmadığını kabul ederler, nitekim imkânsızı bilmek, ne bilenin zâtından ve ne de ilminden imkansızda bir tesire neden olmaz; aksine imkansız, bilene kendisinin imkansız olduğunun bilgisini verir. Var olan şeylerin yaratılması, ilimden değil, şeriat ve keşfe göre kavilden; şeriat ve akla göre ise, kudretten meydana gelmiştir. Binaenaleyh, ilmin bilinenin zuhûr etmesine veya etmemesine ilişmesi eşittir. Çünkü ilmin ilişmesi, zuhûru esnasında mevcudun zuhûr edişine olduğu gibi, zuhûrundan önce de o şeyin zuhûr etmeyişine ilişmektedir. *** İlim, ya zâtîdir, ki zâtî ilim, Hakkın (c.c.) ilmidir; ya da, verilmiştir. Verilmiş ilim, akla gelmeyen ya da çalışmanın katkısının bulunmadığı ilimdir. Mevhûb ilim, Efrad'ın ilmidir ve Hak dilediği kullarına bu ilmi tahsis eder. Nitekim Hızır (as.), Allah katından bir rahmet olarak bu ilme tahsis edilmiştir, öyle ki, yüceliğine rağmen Hz. Kelim (: Musa as.) bile, Hz. Hızır 'dan faydalanmaktaydı. Bu ilmin elde edilme yolu, vech-i has (özel yön)ı bilmek ve onunla bezenmektir. Şöyle ki: Yaratılış âlemindeki her varlığın Yaratan'ına dönük özel bir vechi vardır. Hak, ona tecellî eder ve böylelikle mevcut, başkasının bilemediği Hakka dair bir bilgiyi elde eder. Mevcudun, Hakka dönük özel yönü olduğunu ve bu yönden bir bilgi edinebileceğini bilip bilmemesi eşittir. Velilerin derecelerinin farklılıkları ve birbirlerine karşı üstünlükleri, bu özel yöne dair bilgilerine göre değişir. Emir âleminden olan ulvî varlıklar ise, vech-i hasın dışında başka bir şeye sahip değillerdir; söz konusu varlıklar, Kuds mertebelerinin sâkinleridir. Bu nedenle onlar, Hakkın cemâlinde ve büyüklüğünde kendilerini kaybetmiş kimselerdir. Bu nedenle şu ileri sürülmüştür: Ulvîlerin süflîlere iltifatı olmaz. *** İlmin başka bir türü ise, müktesep ilimdir. Bu, uygulama ve öğrenme ile meydana gelen ilimdir. Bu mertebeye giren kimse, çeşitli durumlarda olabilir: Bu bağlamda kişi, ya takva yolundan ilmi tatmıştır veya fikir kuvveti yönünden nazar sahibidir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →