Âlimler, Adl isminin "denge" (itidal) manasına da geldiğini, kainattaki her şeyin bu dengeyle ayakta durduğunu söylerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "her varlığa istidadı kadarını vermek" olduğunu belirtir. Osmanlı mizaç hekimleri, "aşırı uçlarda gezen" mizaçları bu isimle dengelemeye çalışırlardı. Ayet: "Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tamamlanmıştır." (En'âm 6/115)
el-Adl — Sadreddin Konevî şerhi
el-Adl Adl, meyil demektir. Bunun, isim yerine konulmuş bir mastar olduğu da ileri sürülmüştür. Söz konusu isim, adaletinden korkulan ve ihsanından ümit kesilmeyen kimseye verilmiştir. Onun fiillerindeki adaleti, sözlerinin doğruluğunun delilidir. *** Bilinmelidir ki: Var olan şeylerin mertebelerinin işleri meyil ve dönmeye (udûl) dayandığı için Hak kendisini elAdl diye isimlendirmiştir. Bunun nedeni Hakkın vâciplikten imkâna dönmesi; mümkünleri sâbitlik mertebesinden varlık mertebesine meylettirmesidir. Binaenaleyh âlemdeki her şey, meyleder. Varlık da ancak adl ile zuhûr etmiştir. Nitekim mümin bâtıldan hakka döndüğü (udul) gibi, aynı şekilde kafir de haktan bâtıla dönmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Rablerini inkâr edenler dönerler.”[63] *** Allah Teâlâ şunu bildirmiştir: Hakka veya bâtıla dönen her şey, sadece Hak ile ve Hakkın irâde ve meşiyetiyle dönmüştür, çünkü güç ve kudret Hakka aittir. Hak onları kafirler diye isimlendirmiştir, bunun nedeni kendi sınırlılıklarıyla mutlaklık yönünü örtmüş olmalarıdır. Bu insanlardan örtme fiilinin ortaya çıkmasının iki nedeni vardır: Birincisi, basîret gözlerinin doğru iş yapmaktan perdelenmiş olmasıdır. Bunun neticesinde, sadece kendilerine gözüken şeylerle sınırlı kalmışlar, işin hakîkatinin kendinde bulunduğu hal üzere onlara gözükmesi için görme eylemine hakkını vermemişlerdir. Böylece onlar, bu kusurları sayesinde pek çok hayırdan mahrum kalmışlardır. İkinci neden ise, şudur: Onlar, düşüncelerini derinleştirdikten sonra işin gerçeğini öğrenmişler ve müşâhede etmişlerdir; buna rağmen, inkâr etmişler ve gerçeği örtmüşlerdir. Bu inkârın nedeni ise, mal veya makâm gibi, elde etmiş oldukları herhangi bir menfaattir, nitekim Yahudi din adamları böyle hareket etmişlerdir. *** Meyil, varlık mertebelerinde imkân âleminin her bir zâtı hakkında istikametin ta kendisidir. Gerçi meseleye bakan kimse bunun böyle olmadığı vehminde bulunabilir; o, ağaçların dallarının eğrilip, bükülmesini ve iç içe girmelerini görür, halbuki bütün bunlar, muhakkike göre, eğrilikte istikamettir. Çünkü bunlar, tabiâtın akışı hükmüyle, maddelerinin mecralarına meyletmişlerdir. Aynı şey, oluş ağacının dalları için geçerlidir. Bunların cüzilik mertebelerine meyletmeleri, hallerinin farklılığı, nihâi varış yerlerine yönelmeleri ve kemâllerini ortaya çıkartmaları kendilerini Yaratan'ın hikmetinin ve onları icat edenin -el-Mucidtasarrufunun hükmüyle gerçekleşir. “Hiçbir canlı yoktur ki Rabbim onun perçeminden tutmuş olmasın. Kuşkusuz ki benim Rabbim sırat-ı müstakim üzerinde bulunur.”[64] ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →