Âlimler, Muksit isminin "Adl" isminden farklı olarak, özellikle "haksızlığa uğrayanın hakkını alıp ona iade etmek" vurgusuna dikkat çekerler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın her bir parçasının kendi yörüngesinde kalması" olduğunu belirtir. Osmanlı hukuk geleneğinde, bu isim bir mizan ve vicdan aynasıydı. Ayet: "Allah adaleti (kıst) emreder." (Nahl 16/90)
el-Muksit — Sadreddin Konevî şerhi
el-Muksit el-Muksit, âdil demektir. O, hükmünde haksızlık bulunmayan ve velîlerinin hiçbir korkularının olmadığı kimsedir. *** Bilinmelidir ki: Hak (cc.), bu isimden her şeye yaratılışını vermiştir. Böylece ulvîliği yüce olana, süflîliği süflîye ve hepsini kendinde toplayana da birleştirme özelliğini vermiştir. Buna göre temiz olan, kendi özelliğiyle ve istidadıyla sürekli olarak ulvîleşir ve Haktan sadece ulvîlik talep eder. Ulvîliğin ise, Haktan gayri, herhangi bir nihâyeti yoktur. Çirkin ise, maksadını Haktan sadece bu cihetten talep eder, nihâyette işi Hakka varır. Ârif kendi maksadını, bütün cihetleri ihâta ederken talep eder, çünkü o her şeyi ihâta etmektedir. Cihetler de sadece ârifin varlığıyla zuhûr ederler; böylelikle ârif, bütün sûretlerde zuhûr etme özelliğine sahiptir. En kâmil olan ise, herhangi bir cihetin mahkumu olmayan kimse demektir; bu kâmilin altında ise, sadece ulvîlik cihetinin kendisinde hüküm sahibi olduğu kimse bulunmaktadır. Hevasına tabi olan ise, daha aşağıda bulunur. el-Muksit ise, adalet ve ölçüsüyle, bütün bu insanlara her birisinin haline ve inancına göre ve bulundukları mertebelerde tecellî eder. Bütün işler O'na dönecektir. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →