Gazzâlî hazretleri, Muhsî isminin "bilgi"nin öte tarafı olan "sınırları ve miktarları tam olarak bilmek" manasına geldiğini söyler. Âlimler, bu ismin kulda "kendi zamanını ve sözlerini israf etmeme" şeklinde tecelli etmesi gerektiğini belirtirler. Ayet: "O, her şeyi birer birer saymıştır (ahsâ)." (Cin 72/28)
el-Muhsî — Sadreddin Konevî şerhi
el-Muhsî el-Muhsî, malûmları bilen demektir. O, zâhirlerde olan şeyleri gören, gizliliklerde bulunan şeylerden haberdar olandır. *** Bilinmelidir ki: “İhsa”, ihâtadan daha dar anlamdadır. Çünkü ihâta, madûm ve mevcudu kuşatan genel hükümlü bir kelimedir, buna karşın ihsa ise, sadece mevcut hakkında olabilir. “İhsa edilen” her şey, aynı zamanda ihâta edilmiş iken, ihâta edilen her şey “ihsa” edilmiş değildir. “İhsa”, nefeslere varıncaya kadar varlık mertebelerine sirâyet etmiştir. Şu halde bu ismin hükmü, kulun nefeslerini ve amellerini de sayar; kulun küçük ve büyük bütün amelleri göz ardı edilmeksizin hepsi sayılır. *** İhsa iki türlüdür: Birincisi, bir vasıtayla ihsa, ikincisi ise, vasıtasız ihsadır. Buradaki vasıta, kulun lafzını yazan koruyucu melektir; söz konusu bu lafız, kulun amelinin ruhu değil, sûretidir. Buna göre, kul bir laf söyleyip, onu ifade ederse melek o kula bu lafzı söyletenin kim olduğuna bakar ki, hiç kuşkusuz bunu söyleten Haktır. Bunun üzerine melek, “beraberlik” nûrunun bu lafzı söyleyene söylettiğini görür ve Hak karşısındaki edebin gereği bu lafzı korumaya alır. Şâyet kişi herhangi bir amel işlerse, melek kişinin bu ameli işlediğini bilir, fakat sadece telaffuz ettiği şeyi yazar. Şu halde melek, ikrârın şâhididir, yoksa amellerin şâhidi değildir, çünkü o, amelde kulun niyetlerine muttali olamaz. *** Bu nedenle meleklerin hoş karşıladığı bir takım ameller alınır ve sahibinin yüzüne çarpılır, nitekim bir rivâyette böyle olacağı bildirilmiştir. Şu halde melek, kulu gözetler ve dilinin hareketini Allah'ın izni ile yazar. Allah ise, kulun maksadını, gönlündekini ve bu ameli yapmadaki niyetini görür, bu niyete karşı kıskançlığından melekten onu gizler. Nitekim Allah, insan türünden gizli kimseleri de sakınır. Bu insanlar, âlemde bilinmeyen kimselerdir, böylece tanınmalarını temin edecek herhangi bir şey onlardan veya onların hakkında sadır olmaz. Onlar, âlemde Allah'tan başkasını görmezler ve Hak sayesinde âlemden habersiz kaldıkları için âlemin ne olduğunu dahi bilmezler. Onların sırlarının eserleri, kevn mertebelerini şâmildir. Hak (cc.), kulunun niyeti ile meleğin onu görmesi arasına girer, kendisi o niyeti üstlenir, kulun ihmalkarlığından veya kusurundan dolayı eksik bıraktığı şeyi tamamlar. Nitekim Hak, bir rivâyette yer aldığı gibi, dağlardan daha büyük oluncaya kadar artırmak üzere sadakaları kabul eder. *** İhsa, Hakkın şe'nlerinin aynısıdır, Hakkın şe'nlerinin ise herhangi bir sonu yoktur. Şâyet dünya hayatının hükmü sona ererse, hiç kuşkusuz ki, Hak âhiret hayatının şe'nlerine başlayacaktır; bunların ise, nihâyeti söz konusu değildir. Binaenaleyh, ilâhî şe'nler bitiş kabul etmedikleri gibi, ihsa da bir nihâyete varmaz. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →