Âlimler, Ganiyy isminin "noksanlıktan münezzehlik" (takdis) manasına da geldiğini, zira ihtiyacın bir noksanlık olduğunu belirtirler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın her an İlahi bir kaynaktan beslenmesi" olduğunu söyler. Osmanlı irfanında, "doyumsuz ve hırslı" tabiatları terbiye etmek için önerilirdi. Ayet: "Allah Ganiyy'dir (zengindir), siz ise fakirsiniz." (Muhammed 47/38)
el-Ganiyy — Sadreddin Konevî şerhi
el-Ğani, el-Muğnî el-Ğani, zenginliğiyle âlemden müstağni demektir; çünkü o, itaat edenlerin itaatine muhtaç değildir. El-Muğni ise, kafi demektir; o, dilediği kimseyi ihsanıyla zenginleştirir. *** Bilinmelidir ki: “Gına/zenginlik” iki türlüdür: Birincisi Hakkın zenginliği, ikincisi ise, halkın zenginliği. Halk mertebesinde zenginliğin ilk derecesi, kanaat ve elde olanla yetinmektir. Zenginlik, perdeli insanların vehmettikleri gibi, daha fazlasını talep etmekle birlikte mal fazlalığı demek değildir, çünkü böyle bir kişi, yoksulluğun mahkumudur. Nice hırslı insan vardır ki, elinde kendisine ve evlatlarına ömür boyu yetecek mal vardır, fakat o, daha fazla mal elde etmek uğruna hırs ve tamahla kendisini helak eder. Bunun nedeni, insanın imkân mertebesinin gerektirdiği tarzda, bizzât “fakîr” yaratılmış olmasıdır. Bu nedenle birisi şöyle demiştir: “İnsanın hiçbir zaman Allah katında yüzü aydın olamaz. Çünkü muhtaçlık zilletin ta kendisidir ve zelîlin hiçbir zaman yüzü aydın olmaz.” *** Bu hayvan-insanın hükmüdür. İnsan türünün kâmili ise, iki aydınlığa sahiptir: Bunlardan birisi, Hakka muhtaçlığı, ikincisi ise, kevne karşı zenginliğidir. Buna göre kâmil Hakka muhtaçtır ve onun sayesinde zengindir; kâmil, sadece bu zenginliğe ulaşmakla iftihar eder. Buna göre ârifin iftiharı, muhtaçlığının aynıdır, çünkü o, ilâhî hüviyetin âlemin mertebelerinin varlıklarına sirâyet edişini gördüğü için, en yüksek makâma sahip olmuştur. Şu halde her fakirin fakirliği el-Hamîd ve el-Ğani'ye yönelmez; hiçbir muhtacın ihtiyacı eş-Şehîd ve el-Basîr 'in görüşünün ihâtasının dışında kalmaz. Binaenaleyh Hak ile zengin olan ârif, zenginlerin zenginidir. Bununla beraber o, fakirlikle karşı karşıya kalan kimselere yardım etmek ister ve bundan mahzun olur. Çünkü bu da, Allah'ın hadlerini bilmelerinin gücüyle, kâmillerin bir edebidir. Kâmil, “mârifetinin nûrunu verasının nûrunun söndürmediği” kimsedir. *** Hakkın mukaddes zâtı ve gerçek mutlaklığının sürekliliği cihetinden âlemlerden müstağni olması ise, sadece onlarla zuhûr eder, çünkü Hakkın zengin olması, onlardan müstağni olması demektir. Şâyet burada âlemler bulunmasa idi, bu durumda kimden müstağni kalınacaktı? Şu halde, müstağniliğin Hak için bir sıfat/na't olarak sâbit olabilmesi için âleme gerek vardır. ***
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →