Âlimler, "Vâhid" isminin sıfatlarda, "Ehad" isminin ise zatın tekliğinde daha vurgulu olduğunu belirtirler. Konevî hazretleri, bu ismin tecellisinin "varlığın mutlak merkezi olan teklik" olduğunu söyler. Osmanlı irfanında, "yalnızlık ve terk edilmişlik" hissi yaşayanlara manevi bir arkadaş olarak önerilirdi. Ayet: "De ki: O Allah Ehad'dir (tektir)." (İhlâs 112/1)
el-Ehad — Sadreddin Konevî şerhi
el-Vahid, el-Ehad El-Vahid-el-Ehad, ulûhiyeti cihetinden bölünmeyen demektir. Onun varlığı hiç kimseye bağlı değildir ve hiç kimsenin hükmü ona işlemez. *** Bilinmelidir ki: Bu ismin içeriğinde genel için bir ümit, seçkinler için ise “fetih” vardır. Bu, Hakkın herkese dönük hitabıdır: “Sizin ilâhınız tek olan ilâhtır. Kendisinden başka ilâh yoktur.”[93] Haktan başkasına ibâdet edenler ise, şöyle demişlerdir: “Biz onlara sadece bizleri Allah'a yaklaştırmaları için ibâdet etmekteyiz.”[94] Binaenaleyh şirk koşan sadece onun sebebiyle şirk koşmuştur. Şâyet hata gerçekleşirse, bu onların sayesinde gerçekleşmiştir. Kim bir gayeyle onu maksat edinirse, bu şey, gerçekte onun maksadıdır. Seni bir şey nedeniyle seven kimse, gayesinin tamamlanmasıyla senden yüz çevirir. Bu nedenle Hak, müşriklerin taptıkları şeylerin kendilerinden uzaklaşacaklarını bildirmiştir. Onların cezalandırılmalarının nedeni, bunu kendiliklerinden yapmış olmalarıdır. Yoksa, Hakkın kadrini bilemedikleri için cezalandırılmış değillerdir. “Şâyet onlara gökleri ve yeri kim yaratmıştır diye sorsan, kuşkusuz ki Allah diyeceklerdir.”[95] Ayrıca, şu âyet-i kerîmeye bakınız: “Her nereye yönelirseniz Allah'ın vechi oradadır.” Buna göre Hakkın vechi, kulun kendisine yöneldiği her yönde bulunmaktadır. Bununla beraber, kul yönü bildiği halde namazında Kabe'nin dışında başka bir yere yönelmiş olsa, namazı makbul değildir, çünkü Allah Teâlâ kendisine namaz esnasında özel olarak Kabe'ye yönelmeyi farz kılmıştır. Şâyet kul namazdan başka bir ibâdette dilediği herhangi bir yöne yönelirse, bu ibâdeti makbuldür. Kevnin özelliklerinden birisi, kendi ayn'ının birliği cihetinden, zıtları kabul etmektir; zıtlar, birbiriyle çelişen ilâhî isimlerin âlemde kendileriyle zuhûr ettikleri mümkünlerin a'yânının hükümleridir. Müşâhede ehlinden bazıları, isimlerin çokluğunun zuhûru nedeniyle, “hükümlerin çokluğu”nu kabul ederler. Bazıları ise, hükümlerin çokluğunun Hakkın hakikatinin birliğinde zuhûr etmesi için isimlerin çokluğunu görürler. *** Bunu öğrendiğinde, şunu da bilmelisin ki: Allah Teâlâ, bütün şeriatlarda “ayn” olarak birdir, fakat akli delîller, Allah hakkındaki görüş ayrılıklarından dolayı inançları artırmıştır. Bunların hepsi haktır ve hepsinin delâlet ettikleri şey doğrudur. Aynı şekilde, kalp erbabının ve ehl-i keşfin zevk meşrepleri de birbirinden farklı farklıdır. Bunun nedeni, hakîkati bir olmakla birlikte, sûrî, mânevî, tabiî, ruhânî ve nûrânî tecellîlerin farklılığının çokluğudur. *** Binaenaleyh, iş bu anlatıldığı tarzda olunca muhakkikin, nazar ve müşâhede ehlinden görüş belirtenleri suçlaması mümkün değildir: Hata sadece ortak ispat etmededir.
Kaynak: Sadreddin Konevî, Şerhu Esmâillahi'l-Hüsnâ — Ekrem Demirli tercümesi (İz Yayıncılık)
Orijinal Metin →